bir devrin sonu

2012 mart ayında başladığım fotoğraf içerikli videoların dönemi sona eriyor. 6 Nisan 2017 itibari ile buna uğraşmaya artık değmeyeceğine karar verdim. Aklımda olan bölümleri ve projeleri tamamladıktan sonra video içeriklerimin tarzı tamamen değişecek. bireysel olarak da artık kimseye yardımcı olmayı pek umursamıyorum sadece tanıdığım bildiğim kişilere.

How i met, How I Met Your Mother

Behzat Ç. bittiğinde üzülmüştüm. Fringe bittiğinde çok üzülmüştüm. Lost'u zamanında izlemedim ama onu bitirdiğimde de çok üzülmüştüm. Ama How I Met Your Mother bitince hepsinden farklı bir şey oldu. Diğerleri kadar derin, felsefi, dramatik veya kafa açıcı bir dizi değildi belki ama hepsinden daha çok duygusal bağ kurmuştu benimle. 9 sene. Ben üniversiteye başlamamıştım bu diziye başladığımda, şimdi master'ım bitiyor. Hayatımın belkide en dolu en heyecanlı kısmında benimle oldu. Sevgilimden ayrıldığımda da himym'ı açıp güldüm, moral buldum, kendimi Ted'in yerine koyup "elbet herşey yoluna girecek" dedim. Aylarımı yıllarımı verip ulaşamadığım kadından sonra da himym izleyip işlerin yoluna gireceğine inancımı arttırmıştım. Karakterleri çevremdeki insanlara benzetip, sanki arkadaşım gibi görmüştüm. Şimdi dizi bitti. Bende farkındayım son sezonları ilk sezonlarından çok daha uzak çok daha zorlama. Serinin finalinde işlerin en başa dönmesini ben de çok sevmedim. Ama "Sonsuza kadar mutlu yaşadılar" klişesi ile bitmemesine sevindim. Daha da gerçekçi oldu her şey. Ama 22. bölümde ted'in söylediği "In the end, all we can do is promise to love each other with everything we've got. Because love's the best thing we do." Repliği işlerin nasıl biteceğini bilmesek bile her zaman iyi bir insan olup, elimizden geldiğince sevmemiz gerektiğini çok güzel özetliyor bence. Ve geri dönüp bakınca serinin özeti de bu bence. Seride emeği geçen herkese teşekkürler bu güzel 9 yıl için.

2013

En çok şey öğrendiğim sene 2013 oldu sanırım. Çünkü; Okula gitmedim pek. Bir sorumluluğum yoktu, kimse ne yapmam gerektiğini söylemedi. Canım ne istiyorsa onu yaptım, onu öğrendim. 25 yaşına girdim artık çeyrek asırlığım. Direnişe katıldım, insanları hiçe sayan, hırsız, ırkçı, terbiyesiz hükümete ve onun köpeklerine karşı durmanın zevkini tattım. Kimseyi sevmedim bu sene sanırım, kimse için fazla çaba harcayamadım, istesem de. Kendimle biraz daha barıştım, kendimi olduğum gibi kabul etme konusunda daha iyimserim artık. Çalışkanlığın önemini daha çok anladım. Daha az uyumaya alıştım. Pek gezemedim, ama kurduğum hayallerle onu telafi ettim diye umuyorum Harika insanlarla tanışma, çalışma ve zaman geçirme şansı buldum. An; 1 Ocak 2014 00:38 evde bilgisayarımın başındayım, boynum tutuk 2 gündür, fazla hareket edemiyorum ama huzurluyum. Dolayısıyla iyi bir seneydi

2012

Geçen sene bu saatlerde (31 Aralık 23:00) tüm aile oturmuş yemekteydik hakim evinde ve bende bir yandan sürekli telefonuma bakıyor, 1 yıldır kurabildiğim tek hayaldeki başrol ile mesajlaşıyordum. Yanımda da dünyada kalan insanlardan en saygı duyduğum insan oturuyordu. Fena bir gün değildi. Bir önceki gün bir hikaye yazmıştım. Vermiştim başrole, oynayacağını umarak. Hiç bir şey umduğum gibi gitmedi, önce o hayalim yıkıldı, yazdığım hikaye olmadı, sonra o saygı duyduğum adam öldü. Ama sene orada bitmedi her dibe vuruş gibi hiç denemediğim şeyler yaptım, kendimi bilmediğim bir yere attım ve bu bambaşka kapılar açtı. Bu sene tek öğrendiğim şey, sürekli harika olmamak, hissetmemek sorun değil. Hatta normal olan o. Belki çok önce anlamış olmam gereken bir şey. Şimdi 2012'nin sonunda 31 Aralık gecesinde evde oturdum bunu yazıyorum. 2012 iyi değildi. Zaten öyle olacağına da çok inanamıyordum, daha çok umuyordum. Olmadı. 2013'ten hiç bir beklentim yok artık. Ne başarı, ne mutluluk. Sağlık olsun yeter. Geri kalanları yapabilirim veya yapamam. Şart değil, dert değil.

Açlık Oyunları

Şimdi Hunger Games'i izledim de aklıma geldi kitabı neden okumuştum, filme gitmeyi neden o kadar çok istemiştim. Seri güzel, hoş, sevdiğim bir tarz. Ama şimdi izledim de içi boş kaldı. Serinin değilde böyle benim boğazımın oralarda bir yer. Ama çok güzel soundtrack'i var ilk dinlediğimde güzel, şimdi ütopik gelen.

Yine bir rüya

Uçaktayım, Ümit Burnuna gidiyorum. Yanımda da çok güzel bir kız var, havadan sudan konuşuyoruz, kız esmer, renkli gözlü ve baya güzel, bana hayatını anlatıyor, hiç bir akrabası yokmuş, kendi yaşıyormuş ve sürekli gezmeye çalışıyormuş, çok enterasan bir kızdı. Derken Afrika üzerindeyken aşağıda büyük bir deprem oluyor ve her nasılsa Uçağın acil iniş yapmasına sebep oluyor. Ama inişten sonra herkes ayrı bir tarafa savruluyor. Ben büyük bir boşluğun ortasında, bir demir yolunun hemen yanındayım. Bir tren geçse de merkezi bir yere gitsem diye bekliyorum. Derken bir tren geliyor çok yavaş hızda, bende çaktırmadan tırmanıyorum trene ve lokomotifin hemen arkasına geçiyorum. Geçmez olaydım. Meğerse çok yakındaki bir savaş alanına asker taşıyan bir trenmiş.Ve lokomotifte iki tane asker var. Savaş yapılan şehre girdiğimizde bir tanesi vagonları kontrol etmek için arkaya gitmeye karar veriyor.Ben demirlerden sarkarak saklanıyorum, asker geçince de arkasından yaklaşıp kafasına demir bir çubukla vuruyorum. O bayılıyor veya ölüyor bilmiyorum, Bende durum farkedilmeden şehrin içine girmiş ve zaten iyice yavaşlamış trenden atlayıp hemen arka sokaklara koşuyorum. Bir sürü ara sokak var. Hepsi birbirine benziyor. ben ara sokaklara girdikçe insanlar çoğalıyor. Sokakları geçe geçe kendimi çok geniş bir caddede buluyorum. cadde boyunca iki yanda da apartmanlar var ve giriş katlarının tamamı tek kişilik hapishane hücreleri. Kimisi boş kimisi dolu, dolu olanlarında kimisinde insanlar hayatta kimisinde değil. O arada sokağın diğer ucundan askerlerin geldiğini görüyorum.kapısı açık olan hücrelerden birinde ölü biri gözüme çarpıyor, kıyafeti gayet yerel, onu soyup onun kıyafetlerini giyiyor ve etrafta tek tük gezen yerlilerin arasına karışıyorum.(bu noktada hücrenin içine tamamen girmemeye çalışıyorum, tamamen girersem herşey bitecekmiş gibi düşünüyorum, bu ne anlamda bilmiyorum) Sokak boyunca kafamı hiç kaldırmadan yürüyorum. daha normal görünümlü bir sokağa geliyorum burası artık daha kalabalık, bir meydan gibi bir noktada toplanıyor insanlar. Derken arkamdan birinin bana yaklaştığını farkediyorum. Dönüp baktığımda siyah kırmızı ve pembe renklerden peçeli bir kadın var, yaklaşınca farkediyorum ki, uçaktaki kız. Sarılıyoruz, baya şaşkın o da. İkimizde ne yapacağımızı bilmezken tanıdık biri görmek çok güzel bir duygu ve aitlik hissi. O da bu şehre yürüyerek gelmiş. Neyse biz etrafta Türkiye'den gelen başka kimse var mı diye bakınıyoruz ama dikkat çekmemeye çalışırken bu çok zor. O sırada Türkçe bir ses duyuyorum. "Elçilik bu tarafa görevliler gönderecekmmiş, hayatta kalanları aldırmak için" Haber sevindirici ama nereye gönderecek nasıl toplanacağız bunlar havada kalmış. Biz onları düşünürken, meydanın girişinden bir kamyonet geliyor asker dolu, ve kamyonet kasasının en önünde duran adamı tanıyorum: Trendeki diğer adam. (bu noktadan sonra tüm konuşmalar türkçeye dönmüştü) Asker, bir arkadaşının öldürüldüğünü ve sorumlunun düşen uçaktan kurtulanlardan biri olduğu ve şu an o kişinin burada olduğuna inandıklarını söylüyor. ve orada bulunan herkesi inceleyeceklerini söylüyorlar. Ben kıza, gitmem gerektiğini eğer benle yakalanırsa onu da öldüreceklerini söylüyorum. O da bana "beni tek yabancı olarak bulsalar beni naparlar sanıyorsunki ben de geliyorum" diyor. Ve meydandan kaçmaya karar veriyoruz. Rüyanın burdan sonrası biraz acaip, tam bu noktaya arka arkaya 3 kere olaylar başa sarıyor. ve her birinde farklı davranıyorum. Birinde merkezden kaçıp elçiliğe ulaşıyoruz ve kurtuluyoruz... Birinde elçiliğe gittiğimizde orasıda işgal edilmiş ve oradaki askerlerden biri yanımızdaki tüm eşyaları alıp bizi şehre geri gönderiyor... Birinde de meydandan kaçarken yakalanıp vuruluyoruz. Özetle son zamanlarda gördüğüm en iyi rüyaydı, Uyanıpta Ankara'da kendi yatağımda olduğumu anladığımda bildiğin üzüldüm :D

Öyle olmasaydı

Bir insanı kırdım bugün, 2 buçuk haftadır tanıdığım, ve kırmayı hiç istemediğim bir insanı. Ama kendimi suçlu hissetmiyorum, ne bir yalan, ne de bir kötü niyetli hareketim oldu. Sadece durumun gidişatı o insanı kırdı. Üzgünüm ama yapabileceğim başka bir şey yok.

Bahar gelmiş

Şenlikler başlamış, insanlar gitmiş eğlenmiş falan. 1-2 sene önce olsa şenliklerden haftalar önce planlar yapar hepsine giderdim. Hayır yaşlanmadım da öyle de hissetmiyorum. Ama eksiğim.

Mesela

Bazı olmayacak şeyleri kabullendim ama bu onları artık istemediğim veya daha az istediğim anlamına gelmiyor. Örneğin kendi başıma uçamayacağımı da yıllar önce kabullenmiştim ama hala istiyorum

Soktuğumun alerjisi

Bahar ayı sebebiyle o kadar çok burnum akıyor ki, artık en büyük korkum hapşırık krizleri veya burnumun çok akmasına bağlı, salya sümüğe bulanmış bebeler gibi görünmek değil; dehidrasyon. Yani içtiğim her şey bir şekilde solunum sistemime gidiyor ki o kadar çok şey çıkabilsin di mi? Var mıdır acaba tarihte burun akıntısına bağlı aşırı su kaybından yaşamını yitiren biri?