Yine de şanslı olduğumu düşünüyorum.

Yıl başlarımın kötü geçeceğini artık neredeyse "biliyorum". Bu sene farklı olacağına dair bir düşüncem yoktu zaten. Geçen seneki yılbaşımı merak eden tıklayabilir Gerçi sonuçta işler yoluna girmişti geçen sene. Gelelim bugüne; Bugüne ait harika ve özel bir anım olunca zaten kıllanmıştım kesin kısa süre içerisinde bir bokluk olacak diye, nitekim oldu da. İyi şeyi de kötü şeyi de anlatmayacağım, zaten yıllar da geçse ikisini de hatırlayacağım. Ama yinede iyi yanın ağır bastığı bir gün olduğunu düşünüyorum.

Chase Jarvis

Bir önceki yazıda bahsettiğim yayını izlememi sağlayan dünyanın en popüler reklam fotoğrafçısı Chase Jarvis'e teşekkür maili atmıştım. Yaptığı programlar ve organize ettiği creativelive atölyeleri için. Çünkü onun konumundaki çoğu kişi kendisini saklamayı tercih ederken o bildiklerini tüm dünyayla paylaşmaya ve başkalarını da paylaştırmaya çalışıyor. 2 gün geçmeden geri dönüş yaptı. Ne güzel lan :D Hangi hayran olduğum insana bişi yazsam geri dönüş alıom :D

Karma

Dün fotoğrafçılar ve görsel sanatçılar açısından potansiyel olarak iş büyütme ile ilgili bir yayını izledim Aha buradan bakabilirsiniz Cidden aydınlatıcı ve çok iyi bilgiler vardı fotoğraf ve diğer görsel şeylerin pazarlanmasına odaklı. O yayın bittikten sonra konuşmayı yapan adamı araştırdım onun sitesindeki bilgileri okudum ve en kısa sürede uygulamaya karar verdim. Derken yattım, kalktım. Sabah oldu. Bir telefon geldi, eski bir arkadaşımdan. Ve bana muhtemelen şimdiye kadar yapma şansı bulduğum şeylerden daha havalı ve daha ciddi bütçeli bir fotoğraf işini sundu, Henüz kesin bir şey yok, haftaya bu söz konusu müşteriler, menejerleri, ben ve o aracı arkadaş buluşup görüşeceğiz. Olası çekim için tema, mekan, ve bütçe konuşmaları yapacağız. Her şey kesinleşene kadar daha fazla bilgi vermeyeceğim. Ama tam yeni bir şeyler yapma hevesindeyken birden karşıma beklemediğim bir fırsat çıkması cidden hoş oldu, umarım elime yüzüme bulaştırmadan güzelce hallederim her şeyi.

2 Aralık

Neyse doğum günümün bitmesine az kaldı. Bu senede bir isteksizlik bir tuhaflık içinde idim, Ama genel olarak bakınca güzel bir gündü. Mesela çok şık bir film izledim. Bir çocuğun dramı gibi başlayıp sinemanın icadına geçen bir konu içinde farklı farklı karakterlerin hikayelerini hafif hafif gösteren bir filmdi "Hugo". Neyse doğum günüme dönersek, görmek isteyeceğim insanlardan ikisiyle görüşebildim. Görüşemediğim insanlarda ya başka şehirde yada arayıp kutlayamayacak kadar meşguldüler. Zaten 1 adet iyi arkadaş ve 1 adet bırak görmeyi, düşününce bile heyecanlandığım bir insanın bu gün yanımda olması son yıllarda soğuduğum bu günün güzel şekilde geçmesini yeterince sağladı.

336 ve 365

İki günü hayatımdan çıkarabilseydim biri doğum günüm, biri yılbaşı olurdu. İkisi açısından da insanların eğlenmemi beklemesi ve sürekli ne planım olduğunu, ne yapmak istediğimi sorması o kadar bunaltıcı ki. İkisiyle ilgili kötü anılarım olması da konuyla alakalıdır belki.

Kalemlik

2002 veya 2003'te Coca-Cola "Harry Potter ve Sırlar Odası" bardakları dağıtıyordu. Uzun, kırmızı, bir tarafında Harry bir tarafında Malfoy fotoları vardı. O zaman bir heycanla kapak birktirip biriktirip toplamda 3 tane almıştım. Bir tanesini yanlışlıkla annem kırmıştı o sene, Bir tanesini 3-4 sene sonra ben kırmıştım (içine iki paket sallama çay atıp sıcak su koymuştum tek seferde bir sürü çay içebileyim diye, ama bardak o kadar kaynar suya dayanamayıp çatlamıştı.) Son kalanın öyle bir kazaya kurban gitmesini istememiştim, o yüzden onu alıp kütüphaneme koymuştum içine de bir kaç ilginç olduğunu düşündüğüm şey koymuştum kalemlik gibi bir vazife üstlenmişti. Biraz önce o da kırıldı. 1 haftadır odamda baya bir ayıklamaya giriştim, bilgisayar oyunlarımın %90'ını, çocukken okuduğum çocuk kitaplarının tamamını, scrabble'ımı (onuda 2000 yılında aldıktan sonra 1 ay her gün oynadıktan sonra bir daha hiç oynamamıştım :D ) ve en önemlisi, kaykayımı kuzenime verdim. Onların tamamı bana yeterince hizmet ettiler çünkü, artık burada anlamsızca durup tozlanacaklarına, yeniden hayat bulmaları daha anlamlı geldi. Eminim dilleri olsa onlarda öyle isterdi :D Neyse odamı ayıkladım falan bir de masa üstümü ve kütüphanemi temizleyeyim demiştim. Gecenin bu saatinde o işe giriştim (01:30) rafları silerken bez o bardağa takıldı ve yere düştü. Ama neyseki paramparça olmadı 2 parçaya bölündü, taban kısmı ayrılmış, yapıştırılabilecek bir şey, yarın japon alıp halledebilirim. Ama acaba eskiye dair o kadar eşyayı çıkarmışken, o bardağı onarmaya çalışmalı mıyım?

Must go on

Arada sırada çok acayip bir şey yapmak lazım, günlük rutinden farklı olarak ve insanların tepkisini ölçmek lazım, Truman Show daki gibi bir düzenin ortasında olmadığımızdan emin olmak adına.

Pann

Eski Disney ve Warner Brothers çizgi filmlerini özledim. Erkenden çizgi film izlemek için kalkmak, gece televizyonda korku filmi izlerken korkmak istiyorum.

İstanbul

Yine İstanbul'a gittim foto işlerimi halletmeye, Ama ne atraksiyonlarla; Gece 12 de otobüsüm, 10.30 gibi kızılaya gittim bir arkadaşın doğum günü için ama evden biraz acele çıktığımdan saçlarım ıslak kaldı sanırım, arkadaştan ayrılıp ankaraya binip aştiye giderken ciddi şekilde kötü başım ağrımaya başladı. O dereceki sonunda aştiye gelmeden bahçelievlerde inip eczane aradım. İlk bulduğumdan en yakındaki nöbetçi eczanenin adresini öğrenip, orayı sora sora bulup, oradan ağrı kesici ilaç aldım. Ordan da taksiye binip aştiye geçtim. Sonra baş ağrım geçti ama hiç uyuyamadım gece. Sabah ilk olarak işim olan yere gittim fotoyla ilgili, tabi giderken oyalandım baya telefonumla fotolar çektim :D
Sonra baktım hala oyalanmam gerekiyor kahve içeyim dedim, Açık bir starbucs vardı yolumda (divanyolu üzerinde mc donalts ın karşısında, ayasofyaya gelmeden) benden bozuk çıkmayınca kasiyer de de para üstü vercek bozuk olmayınca bana kahveyi ısmarladı, Fişten öğrendiğim kadarıyla adı da Melis imiş, eğer oraya giden olursa kendisine ya benim adıma tekrardan teşekkür edin ya tip bırakın :D Neyse işlerimi hallettikten sonra kalacağım otele gittim taksime Orda da oda hazır değilmiş, 1 saat bekledim. Sonra eşyalarımı odama bırakıp bir arkadaşımla buluşmak üzere çıktım otelden. Taksim çevresinde bildiğim bilmediğim bir sürü yer gezdik, galataya gittik, çiçek pasajına girdik, cezayir sokağına gittik, Sent Antuan kilisesine girdik, orada mum diktik, yaşlı bi kadınla sohbet ettik, nevizade'de oturduk, gezi parkına gittik.. Sonra onu metroya bıraktım, kendim son bir tur attım istiklalde, bir kaç foto çektim;
Sonra odama gidip yorgunluktan bayılmadan önce (en son uyandığımdan beri 35 saat geçmiş ve o arada o kadar çok şey yaptığımdan uyumak sözü hafif kalır diye düşündüm) son olarak odamın camından da bir iki foto çektim,
Sabah da kalkıp istiklalde kahvaltı niyetine birşeyler yiyip terminale gittim ve döndüm Ankara'ya. İstanbul'a bir önceki gidişimde ki kadar heyecan dolu ve hevesli değildim ama güzel bir değişiklik oldu yine de.

selfobotomi

Bir şeye canın sıkkın diye içmek, kendi kendine geçici lobotomi yapmak değil mi düşününce?

Bilmiyorum

Daha başka ne yapabilirim, uyumadan önce düşündüğüm ve uykumda gördüğüm şeylerin gerçekle örtüşmesi için.

Bremen Lideri

Yan apartmanda horoz var.
Cidden.
Neyse ki sabahları değilde öğlen 12'den itibaren ötmeye başlıyor gerizekalı hayvan.

Rahat uyurum bu gece

bunu dün önce nette, sonra da rüyamda gördüm. Ama meğerse bu foto değil videodan alınmış bir görüntüymüş bende videoya çeken kişiydim. Sonra suya düşüyordum, balina bana doğru geliyordu falan o arada uyandım. İyi yanı sonunda maceralı ve korkıunç bir rüya gördüm ki bu da zihinsel olarak normale döndüm demek..

Neyse önemli olan bugün saçmalamadım sanıyorum yani kendi standartlarımda saçmalamadım en azından.
Güzel olacağını hayal ettiğim bir gün kötü geçmedi, kolay değil bu günlerde böylesine bir tutarlılık.
Yani gider ayak bir bomba patlatmadım ya.. O bile güzel haber :D

45

Bizim evdeki pikap yıllar önce bozulduğundan annem sonunda sevdiği plaklarını dinleyebilmek için plakları pikapı olan bi tanıdığımıza götürüp orda cd ye kaydettirmiş. Şimdi evde direk olarak plaktan kaydedilmiş cızırtılı cızırtılı "Nat King Cole" "Charles Aznavour" "Elvis Presley" "Zeki Müren" ve daha niceleri var :P yutuptan fizy den falan tertemiz kayıtları dinlemekten çok daha zevkli bu halleri.

Takam kafama

Bu aralar tam yatıp uyumak üzereyken inanılmaz sinir bozucu şekilde kafamda şarkılar dolanıyor, ben kapatıyorum o başlıyor. O gün içinde ne dinlediysem inatla kafamın içinde çalıyor ve uyumayı zorlaştırıyor. Ciddi şekilde rahatsız edici bir hal aldı 2 gündür.
Ama ilginç şekilde uyumayı başardığımda çok güzel rüyalar görüyorum. Olmasını umduğu şeyleri bir önceki günün devamıymış gibi rüyamda görüyorum. Hani rüya görürken iyide, sabah uyanınca koyuyor.
Ve bu da açıkçası tırsmama yol açıyor.

Tebrikler Kendime

Boş boğaz insanlar sonradan, "Dilim kopsaydı, dilimi eşek arısı soksaydı..." falan derler ya pişman olunca;

E ben ne diyeyim şimdi "gözüm çıkaydı, gözümü eşek arısı sokaydı.." falan mı? Korkunç lan denir mi öyle ıyyy! Göz bu ya benzer mi başka bir şeye :S

Ama çekmeyeydim iyidi :D Hadi çektim niye paylaşıyorum. Bir noktadan sonra daha da batırmam dedim, iyice batırdım.

Hadi

Okullar açılsa bir an önce,
Kendim okula gidecek olsam da aynısını derdim.

Batman

Dün gece kendime sallama çay yaptım, odama gidiyordum ki koridorda önümden bir şey geçti uçarak, ilk başta tırstım geri çekildim mutfağa :D Kapıyıda azcık aralık bıraktım görmeye çalıştım aradan ney o diye :D

Sonra Hollywood yapımı her korku filminde olan bir klişeyi bizzat yaşadım; Buzlu camın arkasından düşmanımın silüetini gördüm! Neyse baktım onu o an açık olan tek cam olan oturma odası camına yöneltmek için yapabileceğim bir şey yok, bende hızlıca odama geçtim :D Sabah hala duruyorsa, annem düşünsün artık diyerek :D
Sabah anneme "evde olmaması gereken bir şey gördün mü" dedim. Yoo dedi, bende "gece yarasa girmiş, demek çıkmış" diye kapattım konuyu.

Ama her şey daha yeni başlıyordu! Bana ilk görünmesinden tam 24 saat sonra asıl saldırısını gerçekleştirdi hain kanatlı fare!

Saat Gece 03.00
Yer Odam :D
Aktivite; Resident Evil Apocalypse izliyorum.

Görüş alanımın en ucunda, odamın diğer köşesinde bir karartı belirip kayboldu... Onu görmeme gerek yoktu! Kim olduğunu ve ne istediğini biliyordum. Ve bu kez beni kendi alanımda yakalamıştı, kendimi en güvenli hissettiğim yerde tuzağa düşürülmüştüm. Ve en acı şeyi yaptım :( Odamı terkettim ve çıkarken kapımı arkamdan kapadım :'(
Ama odamı ona bırakmayacaktım! Kararlıydım!

Gittim mutfak balkonunun ışığını açtım, geri kalan tüm ışıklar kapalıydı zaten evde. Sonra odamın kapısını açıp, banyoya pusuya yattım, yolu gözlemeye başladım. Kapıyı açar açmaz çıktı zaten odamdan, direk ışığa doğru gitti ve yaklaşık 24 saat süren birlikteliğimiz son buldu.

Yani tamam o beni korkuttu bende onu korkuttum ama çok şey paylaştık sanıyorum birlikte geçirdiğimiz bir günde. Mesela ben tüm yarasaların vampire dönüşemeceğini öğrendim mesela ondan, Eminim onun açısından da güzel ve faydalı bir deneyim olmuştur. Eğer kendisi bloğumu takip ediyorsa, herhangi bir kırgınlık veya sinir beslemediğimi belirtmek isterim. Feysbuktan da eklicektim kendisini ama bulamadım.

Anca oturuyorum

Tam 130 gün önce oturduğum yere gittim oturdum. Zaten anca oturuyorum, bir şeyler izliyorum, okuyorum bu günlerde. Doğru düzgün bir şey yaptığım yok.

Bayram Hediyesi :D

Bugün çok ileri düzeyde acayip bir mail aldım.
Gülhan Şen'in sitesine yorum yazmıştım 1 ay kadar falan önce, kendimle ilgili çok gereksiz bilgiler vermiştim o mailde, saçmalamıştım adeta :D Hatta yanılmıyorsam yazarken biraz kafam bile iyidi :D Neyse Bugün bir baktım bir mail :D

Kendisi benim o saçma sapan yorumumda yazdığım şeylerle ilgili güzel yorumlar yapmış, kendi fikirlerini belirmiş ve hatta abartarak o sitedeki üyeliğimde belirttiğim deviantart siteme girmiş, fotoğraflarıma bakmış ve çok beğendiğini söylemiş.

Maili okudum, hemen kapattım. 5 dakika sonra bir daha okudum :D Ama hala tam inanamıyorum :D


The Road

İyi filmmiş,

Spoiler olabilir sonrası !
Normalde filmlerden replik alıntı yapmayı sevmem ama bu filmde cidden güzel anlar vardı:

Evin erkeği yakalanmaları durumunda kendilerini öldürmeleri gerektiğini konuştukları bir tartışmada karısına "sizin için her şeyi yaparım" dedikten sonra karısından gelen "ne gibi" sorusuna cevap verememesi.

"yapacak birşeyim kalmadığında bir çocuğun neleri hayal ettiğini hayal ediyorum."

ve
"Eğer rüyanda kötü şeyler olduğunu görüyorsan, bu hala savaşıyorsun, hayattasın demektir; Eğer rüyanda iyi şeyler görmeye başlarsan, asıl o zaman endişelenmelisin.


Son olarak filme ilgili kişisel yorumum;
Ne zaman ve nasıl başlayıp neden öyle olduğu ve nasıl biteceği belirsiz, Sanki gördüğünüz bir rüyanın içindeki an gibi.
Ve yaratılan "post apocalyptic" dünyada güçlü olan hayatta kalmıyor, yaptığın davranışın cezası veya ödülü yok. Var olan tek şey şans.
İyi filmmiş.

Post Apocalyptic

"Post Apocalyptic" tema hakkında aranıyordum yine nette. Nasıl olduysa gözümden kaçmış yakın zamanda çekilmiş bir film buldum. Oyuncular falanda gayet popüler ama demek dalgınlığıma gelmiş :P "The Road" filmin adı. Yarın falan onu izleyeceğim.

Sonra biraz daha bakınıyordum ki yarı "fallout" yarı "assasin's creed" kurgulu deneysel bir "post apocalyptic-bilimkurgu" gibi bir tarzda kısa film buldum Türk yapımı. Adamlar baya emek harcamış. Film deneysel, göz atın!

Aha bu "The Road"

Aha bu da dediğim kısa film: "Gelecekten Anılar"

Pirates

Sürekli fotoğraf açısından gelişmeye çalışan biri olarak çıkan tüm orta ve ileri düzey eğitim setlerini takip etmeye ve ihtiyacım olduğunu düşündüklerimi edinmeye çalışıyorum. Ama bu edinme genelde torrent yoluyla oluyor malesef.
Geçen gün çok ünlü bir ışıklandırma eğitiminin dvd sini indirmiştim 8.5 gb lık, oldukça eğlenceli ve faydalıydı, en sonda adam bir bölüm yapmış credits bölümünde, ve orda bunu bir çok kişinin torrent yoluyla edineceğini ve bu yüzden onlara kızmadığını ve anlayışlı olduğunu söylemiş ve onlardan bir linki ziyaret etmelerini istemiş.
Linke baktım ve orada o setin hazırlanmasında gereken giderlerden kabaca bahsetmiş, ve tekrardan insanları böyle bir şey yaptıkları için çok hor göremediğini söylemiş. Ayrıca korsan olarak seti edinip isteyenlerin istediği kadar bağış yapması için bir paypal sistemi kurmuş.
Söz konusu fotoğrafçı yıllarını bu işe vermiş ve zaten ücretsiz olarak inanılmaz düzeyde bilgiyi sürekli internet üzerinden paylaşan bir adam.
İlk kez kendimi korsan bir ürün kullandığım için suçlu hissettim.
Eğer bir gün burada kredi kartı kullanmaya başladığımı veya herhangi bir sebepten dolayı paypal hesabı açtığımı yazarsam bana hatırlatın. En azından o adama elimden ne gelirse bir dvd seti kadar borçlu olduğumu.

Sakırpanç

Sucker Punch'ın hakkını yemişim.
Öncelikle izleyen herkesin dediği gibi müzikleri çok iyiydi.
Ve benim sandığım gibi saçma bir maceradan çok; sevdiğim tarzda hayal-gerçek iç içeliğindeymiş.

Filmle ilgili tek keşkem, biz hayal kısımlarını görürken kızın yaptığı ve tüm karakterleri kendinden geçiren dansı bir de biz görseydik :D

Bebe Maması

Günlerdir "yok nestlenin bebe mamalarında cam kırığı var dikkat edin, geri çağırılıyor bilmem ne allah rızası için paylaşın.." gibi yazılar görüyorum feysbukta.

Bende merak ettim nestlenin kendi sitesine girdim herifler kendileri de açıklamış mı diye.

Adamlar açıklamış sitelerinde bu olayın sadece Fransa'da ihtimal dahilinde olduğunu ve zaten 2009 dan beri Türkiye'de Nestle'nin bebe maması satmadığını.

Ben ki bebe mamasıyla işim olmaz sırf bu kadar paylaşılıyor diye bu işin özünü merak edip baktım da bu kadar göya hayırsever gerizekalı bir kere ne paylaştığını ve paylaştığı şeyin aslı olup olmadığını merak etmiyor mu?

Bebek kadar meraklı olsanız, araştırsanız..

Aha bu da kaynak: http://www.nestle.com.tr/

Atgv

Küçüklüğümden beri ATGV'nin Antalya'da ki kampına gideriz. Evimden sonra en çok bulunduğum yer sanırım, Bir tarafında "Topkapı Palace", "Kremlin Palace", "Venezia" diğer yanında "Mardan" "Titanic" falan. Türkiye'de ki en büyük sahil otellerinin arasında dev gibi bir araziye kurulmuş bir kamp alanı özetle.
Bu sene odaları modernleştirmişler, animasyon ekibi gelmiş falan baya bir yatırım yapılmış. Bu da demektir ki otellere satılmasından vazgeçilmiş, buna sevindim.
Her sene oraya gidebilmemi dedemin emekli Yargıtay savcısı olmasına borçluyum.
Neyse, bu sene oraya gitmek gibi bir planımız yoktu. Zaten 2 ay öncesinden başvurmak falan gerekiyor. Ama annem şansını demek için geçen hafta sormuş ve yer olduğunu hemen gelebileceğimizi söylemişler en yakındaki döneme. İyi dedik gittik.

Önceki senelerden 2-3 arkadaşıma rastladım aynı dönemde, ayrıca Antalya'da yaşayan bir arkadaşımda günübirlik geldi kampa benle takılmak için.

Her seneki Rutinlerimiz olan Kumsaldan büyük otellere gitmeyi, su sporları merkezinden muza binmeyi, aqua parkta çeşitli atraksiyonlar yapmayı ihmal etmedik, hatta bir gece bir çocuğun doğum günü için animasyon ekibine katılıp kostümler giyip makyaj bile yaptık, ama bu senenin bir farkı vardı benim için;
3 sene önce yaptığım ve hayatımın en büyük hayvanlığı olarak nitelendirdiğim olay için özür dileme şansı yakaladım.
Bu özrü daha önce telefonla, maille, sms ile denediysem de bir tepki bile alamamıştım. Ve cidden geçmişime dair kendimi suçlu hissettiğim tek konu idi. Bu konuda Yüz yüze özür dileme, yaptığım çocukluğu kabul etme ve hepsinden öte anlayışlı ve olgun bir tavırla karşılaştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Cidden insan bir şeyi çok isterse olurmuş bundan bir kez daha emin oldum.

Cumartesi

Sabah ne kadar yürüdüğümün, lensleri ne kadar ucuza aldığımın, sonra otele ne kadar yürüdüğümün, ne kadar uykusuz olduğumun önemi yok.

Harry Potter'ı 2. kez izlesem de daha güzel geldi. Beşiktaş'ta yediğim balık sanırım yediğim en güzel balıktı kılçıklarına rağmen. Beşiktaş-Ortaköy arasındaki yol bir sürü yavaş yürüyen insana rağmen hoş. Ortaköy de baya güzeldi, hatta orda gördüğüm en güzel hıncal uluç'u gördüm. Burger da yediğim dondurma da gayet tatlıydı.

Ama ben paylaşmayı o kadar fazla istediğim şeyleri muhtemelen 2 yaşımdan beri kurmadığım derecede saçma cümlelerle ve kedilerin hayali avlarına bir anda atladığı gibi bir anda damdan düşercesine söylemek istememiştim hiç. O iyi olmadı, halbuki en iyi onun olması lazımdı. Yoksa lensleri telefon edipte göndertebilirdim.

Çok kolay heyecanlanmayan biri olunca insan heyecanlanınca fena batırıyor. İşin ironik tarafı tüm gün doğru bir an beklemekten sürekli gergin ve tuhaf olup, en sonunda tüm onların üstüne tüy dikmiş olmak.

Kafam karışmış, nasıl oldu da paylaşmayı bu kadar istediğim şeyi böyle mahvettim diye anlamaya çalışıp kendime birazda kızgın bir halde odama gitmeyi düşünerek yürürken arkamdan bir kaç aydır duymadığım bir ses duydum, döndüm baktım Cenk tam o an önünden geçtiğim binanın karşısındaki apartmandan çıkmış, markete gidiyormuş. Beni arkadaşının (daha doğrusu arkadaşının da değil, arkadaşının şehir dışına çıkmış kız arkadaşının) evine çağırdı onlarda birazdan istiklale gidecekmiş zaten. Çıktık onların terasında oturduk birer bira içtik. Oradan istiklale gittik, İstanbul kaykay tayfasıyla buluştuk İstiklali kesen barların olduğu sokaklardan birinin çıktığı şaşırtıcı derecede kalabalık bir ara sokakta takıldık muhabbet ettik bir iki bira içtik. Orda da bayadır görmediğim bir kaç kaykaycı, fotoğrafçı falan gördüm. Tuhaf iş, koca şehirde o kadar insana denk gelmek. Gece 3 gibi o tayfaya veda edip, istiklalde hala ne kadar çok insan olduğuna şaşırarak döndüm odama kendi başıma.

Günlük Yazısı, 4 günlük yazısı

21 Temmuz Perşembe;
Memetle chp binasına gittik kazancımızı kutladık, bkz ve also bkz

22 Temmuz Cuma;
Akşam istanbula gitmek üzere yola çıktım, Yolda uyuyamadım.

23 Temmuz Cumartesi;
Bu günün devamı kendi başına çok dolu ve güzel olsa da ben mahvettim, Belki sonra yazarım bunun hakkında.

24 Temmuz Pazar;
Sabah 10 da kalktım, Taksim'de ki kaykay-Grafiti festivaline gittim, ortam inanılmazdı her tarafta rampalar, kaykaycılar, bmxciler, patenciler uçuyo kaçıyo, etrafta müthiş grafitiler bir yandan tekno rock karışık canlı müzik.. Akşama kadar ordaki kaykaycı tayfayla takıldım, sonra akşam onların yanından ayrılşdım, İstiklalde son bir tur attım kendi başıma, hiç Ankara'ya dönesim gelmedi, ordan esenlere terminale gittim. Bindim otobüse döndüm..

25 Temmuz Pazartesi:
Ankara'ya vardığımda hava baya serindi, İstanbul'daki nem ve sıcaktan sonra neredeyse beni kandırıyordu Ankara. Ama yok yani, kafam girsin Ankara'ya!
Neyse ben bugün evde dinlenirim diyordum ama kısmet değilmiş :D Eve 7 gibi geldim yattım 12 de kalktım Mehmet'le buluştum, yarışma ödülünden payımı aldım, sonra Erşen'le buluştuk o da Yunanistan'a gidecekmiş ona cumartesi yaptığım şapşallığı anlattım. Sonra eve döndüm kaykayımı aldım, meclis parkına gittim, Tuna ile buluştum. Yeni Ankara kaykay tayfasıyla tanıştım, pek sevmedim :D Bende eski günlere dönmeye çalıştıysam da bir günde olmadı tabi, Sonra Lazer Tag'e gittik 5 kişi, Death Match tarzında herkes tek oynadık yarım saat, ortamdaki sis, müzik ve dekor o kadar iyiydi nasıl hava girdiysem hiç oynamadığım halde 2. oldum :D Orda kayarken terlemediğim kadar terledim ve yoruldum. Şimdi evdeyim her tarafım ağrıyor, yorgunum ama suratımda anlamsız bir sırıtma var :D

Ankara'dan çıkınca hemen solda...

Bugün nesnel ile ikeaya gittik, Ben lensimi sattığımdan, o da bende nasılsa getirmiyorum diye getirmediğinden ikimizde uzun süre sonra çantasız yüksüz, elleri kolları sallaya sallaya yürüdük. Benim insanların yaşadığından habersiz olduğum bir bölgeye kurmuşlar ikeayı, insanları oraya göç ettirmek adına. Zira oranın çevresinde oturup Ankara'dayım demek inandırıcı gelmez bana.

Neyse, showroom çok karışık, insan haritalara bakıpta kestirme bulunca seviniyor. Ama allahtan erkek erkeğe gitmişiz de birbirimizi gereksiz şeyler almaktan kurtardık :D Oraya bir kız bir erkek gidilse, evlenilip, ev döşenip çıkılır.

Harry Potter

Eve geleli yarım saat oldu.
An iti bariyle en sevdiğim seri görsel olarak da tamamlandı, bekleyecek bir şeyim kalmadı bu konuda.
Filme yüksek beklentilerim olmadan gittim ve hayal kırıklığına uğramadan çıktım. 3d beklediğimden iyidi, Snape.. Ah snape.. çok fazla şey yazabilirim bu konuda.. Ama ne ben o kadar uğraşabilirim ne de okuyan.
Filmle ilgili diyebileceğim en kısa şey; bir kaç bölümde bende dahil herkesin gözlük taktığına sevindim. Ve herkesin güldüğü o son kısım da bitip salonun ışıkları yandığında gözlüğü çıkarmak için oyalanan kişilerdendim.
İşin zor tarafı, bu konuda konuşabileceğim, bu konudaki hassaslığımdan dolayı bana deli gözüyle bakmayacak insanların sayısının azlığı ve hemen hemen hepsinin internetten arkadaşım olması.

Noluyo lan :D

Sabah kalktım feysbukta 64 yeni ileti ve 10 arkadaşlık isteği çıktı. Noluyoruz lan derken baktım yine o radyasyon karşıtı grupla ilgili hepsi. Tanımadığım bir sürü kişi o albümü paylaşmış. Ben o fotoğrafları ilk yayınladığımda aldığım tepkiden bile memnundum ki bu internet eylemi döneminde böylesine bir patlama daha da sevindirdi, iyi veya kötü tepkiler olsun.

Sizi gidi Radroachlar :D

Geçen hafta radyasyon karşıtı fotoğraflarımı o konuda bir grup paylşamıştı, o günden sonra her feysbuka girişimde bir sürü beğeni eleştri ve yorum alıyorum gerek mesaj olarak gerek yorum olarak.
Seriyi beğenenlerin tepkilerinden çok, beni eleştirenler, cahillikle suçlayanlar var :D Hala sabırla, alay etmeden cevap veriyorum. Bakalım ne kadar daha devam etcek. Ben nükleer enerji mühendisi değilim. Tabiki bu konuda ileri düzey bilgim yok.
Sadece nükleer felaketlerin sonuçlarını gören bir insanım. Ve insan hayatının bu kadar ucuz olduğu bir ülkede böyle bir risk potansiyelini istemiyorum.

Benden Söylemesi

Hani fotoğraflarda daha güzel, daha seksi çıkmak adına dudaklarını büzüp, kafasını öne doğru eğip, göğüslerini dışa doğru kabartan kızlar varsınız ya; Pasta siparişi vermiş ama önüne yanlışlıkla gelen limonu yalamış, ama "ben pasta yedimki çok güzeldi hıhı" diyen ergen ördek yavruları(ne civciv ne tam ördek, o arada bok gibi bi süreçleri oluyorya o dönemdeki) gibi çıkıyorsunuz. Çirkin ve yapay :D

ne ayıp

Nesnel'in de dediği gibi, bugün bana yapılanları ben bir karşı cinsime yapsam sapık damgası yerdim :D

Öyle ama

Yok ben güzel olsun diye çekmeyeyim. Olmuyor öyle. Ama hani bunu farketmek bile yarın erkenden kalkıp "birşeyler" çekme isteği uyandırıyor. Ama olmaz öyle aceleyle başlayınca da. Bundan sonra çektiğim şeyler son 2 ayda çektiklerime göre daha yenilikçi olacak, aha bunuda söylerim burdan. Böyle söyleyince hafta başında rejime başlayanalar gibi geliyor olabilir kulağa ama yemezler :D

Ç

Behzat Ç. Fena bitti. En başından öyle mi planlıyorlardı bilmiyorum ama çok acımasızca bitti. O Ercüment de oldboy filmini hatırlattı ha nerden kafaya takmışta öyle olmuş...
İzlemediyseniz izleyin la!

Çok çektim

Çok çektim bu hafta, ama çikolata çekimlerinin siyah fonda olanları içime sinmedi, düğün çekimleride eh işte, zaten salonda çektirmediler ama öncekilerde de bulunduğum anlar özel olsa da fotolar özel olmadı. Ama çok yoruldum fiziksel olarak. Ama teknik olarak elimden gelenin en iyisini yapamadığımı hissettim ve bunun mazereti yok! Aklım burada değil diye bırak kendimi zorlamayı, kendi standardımı tutturamadım.

E öyle

Şu an düşündüklerimi, hissettiklerimi yazabilsem; en yakınımdaki çok insanı kırar veya üzerdim.

Altyazılı

Bu da dün gece çevirdiğimiz altyazılı hali.

Son

Artık yorum bile yapamıyorum bununla ilgili. Demin sihirbaslasin.net in admini son fragman çevirisi için benden yardım istedi. World dosyası açıp oraya Harry Potter çevirisi yazmaya başlayınca o kadar çok anı geldiki önüme. 5-6 sene önceki dandik ingilizcemle yapmaya çalıştığım fragman çevirileri, 3 sene önceki son kitap çeviri grubu...

Ağızda yemek varken konuşulmaz dimi :D

Bir insan bişi anlatırken, konuyla ilgili daha acayip bir söyleyeceğim bir şey varsa bile araya girmemeliyim, can sıkıcı oluyor olabilir. bunu 1 dakika önce farkettim.

Kim lan bu?

Demin yine kendimi çektim, çok ciddi temalarla kendimi ifade amaçlı yola çıkmışsam da baktım olmuyor yine iyice sıvadım saçma sapan şeyler çektim, içime sinmeyince de düzenlemeyi abartıp göz boyama yolunu seçtim :D Zaten ne zaman bir fikir bir his anlatma amaçlı foto çekeyim diye önceden düşünsem olmuyor, doğaçlama oluyor onlar.

Ama işin acayibi sonra oldu, bu son fotoğrafı da feysbuka ekledikten sonra kendi fotoğraflarıma bakıyordum ama fotoğraflardakiler hiç tanıdık gelmedi, başka birinin fotoğraflarına bakar gibiydim tuhaf...

Ne sandıydım

İkidir kendi kendime fotoğraf çekip yayınlamıyınca bir huzursuz oluyorum! Bu akşam çekeceğimi koyarım!

It couldn't

Magic Works demiştim de olmadı. Pes ettim mi? Olmadı! Tesadüfleri değil, görebildiğimi istiyorum. Bir süreliğine görüntüde problem olsa da.

Vay anasını yaa :D

Ben yaşamayı bugünkü olan tesadüf gibi şeyler için seviyorum lan :D
Bir kişiye fotoğraf, baskı güzeldir hatıradır falan derken, 15-20 yıl öncesine ait bir fotoğrafımdan ne çıktı, kim çıktı, nerden çıktı.. Nasıl acayip lan, film gibi :D Daha detaylı anlatırım sonra. Buradan değil tabi! irtibatta olduğum insanlara tek tek anlatırım :D

Philosopher's stone

Ayrıca bugün sırtımın tutulmasıyla anasınıfında yaptığım simya çalışmalarımın ne denli başarısız gittiğini bir kez daha anladım.

Geçen gidiyorum..

Bugün spor yaparken sırtım tutuldu, evdeki antika değerindeki kondisyon bisikletindeyken bir anda gaza gelip deli gibi pedal çevirmeye kalkmamla sırtımda acı hissetmem bir oldu. Ne olduğunu anlayıp, durup, acının kendisini daha az hissettirmesini beklediğim o 1 saniye içinde tek istediğim şey, 5 saniye geriye gidip o gereksiz ve anlamsız coşmayı yapmamaktı. Öyle yapmasam belki bir gün boyunca evde tıkılıp kalmazdım (haa sanki dışarda çok mühim işlerim mi vardı? Hayır. Ama insan bir şeyden mahrum kalınca en çok istediği şey o oluyor malum)
Neyse keşke sırtım tutulmasaydı.
Ama ben o coşmayı yapmasaydım ve biri bana gelip "bu sabah bisiklete binerken ani bir gazla tempo yükseltseydin sırtın tutulacaktı" deseydi, merak ederdim. "keşke zamanda geriye gidip bisiklet tepesinde ani şekilde tempo yükseltimde tutulup tutulmayacağını görme şansım olsaydı" derdim. Yani evet iyi olmadı ama hatalardan sonra üzülüp pişman olmak yerine, ders çıkarıp, tekrarlamamak lazım gençler :D

Ne olacak bu memleketin hali :P

Hiç birimiz "into the wild"de ki gibi gitmeyeceğiz. Maddiyatı hayatımızdan çıkaramayacağız.
"Richie Rich" gibi zengin olmayacağımız gibi, "Geleceğe dönüş"te ki gibi geçmişe gidipte birşeylerde değiştiremeyeceğiz.
Ne sihir yapabileceğiz ne de bilimsel bir buluşla hayatlarımızı değiştirebileceğiz.
Şu an sahip olduğumuzdan çok daha fazlasına da sahip olmayacağız büyük ihtimalle.
En iyi ihtimalle, gerçekçi olup mutlu olmayı öğrenebiliriz, kendimizi kabul ederek. Ama o da zor bu kafalarla.

Magic Works

Geçtiğimiz hafta benim haftam değildi, bu hafta benim. Nasıl mı? Sihirle tabiki!

Önümü alamamışlar

Öyle yazmışım haa :D

Ulusa zerzeniş

Oldu olacak iyice sıvayayım :D şikayet edeyim :D

Şimdi bu aralar bir çok takip ettiğim profesyonel fotoğrafçının bir şekilde ortak işler peşinde olduğunu görüyorum, mehmet turgut-nihat odabaşı. Bu ikisi ilk dikkatimi çekenler. Hani popüler fotoğrafçıların iyi geçinmesi falan güzel tabi de eğer bu tip ortaklıklar piyasayı domine etme amaçlı ise yasal olsa da hoş değil. Kaldı ki o kişilerinde kendilerine güvenlerini kaybedip, sadece para amaçlı çalışan burjuvalar olma yolunda ilerlediklerinin göstergesidir.

Bir diğer şikayet edeceğim konu ise bu aralar çığ gibi büyüyen reklamcılık ajansları veya kendi değişleriyle "kırieytiv eycınsiler" Bu işe giren çok yakınım insanlar olduğu gibi, sadece 1-2 çalışanıyla iletişimde olduğum eycınsilerde var. Ve bunların hiçbirinin başarılı olacağını düşünmüyorum, çünkü hepsi olaya aynı şekilde bakıyor ve hepsinin kendilerince geniş bakış açıları var ve hepsi kendi zaaflarını göz ardı edip bir şekilde "halledeceklerini" düşünüyorlar ve bence; bok halledersiniz. Evet bu yazıyı okuyan kişi bu düşüncülerim sizin ajans içinde geçerli. Ve senle tek konuşana kadar bu konuda samimi fikirlerimi duymayacaksın.

Ayrıca şu tutoryıl işinide halledek nesnel! hadi bugün üşendin de en kısa sürede görüşüp başlayak, düzene koyak o işi, yoksa kendi kendime başlarım! :D

auahuha burdan millete laf atmak çok zevkli uluşa sesleniş gibi :D Yakında fotoşopla suratımı ajda pekkanınki gibi yumuşatıp, gençleştirip, yukarı doğru bakan boy boy afişlerimi yayınlayacam burdan. Evet burada da tayyipe laf sokuyorum.

Bir de kendimi eleştireyim madem;
Genelde eleştriye açık olduğumu söylesemde sanki hazır cevaplık avantajımı savunma amaçlı kullanıyorum.
Annemle yaşamaktan bıkmış olsamda, halen maddi olarak aileye muhtacım acı ama gerçek. gerçi bu okuduğum şeyi değilde sevdiğim şeyi yapma isteğimden.
"Sinema televizyon" veya "reklamcılık ve tanıtım" konusunda master yapmak istesemde halen ne alese hazırlanmış durumdayım ne kpds ye, Toefl geçerliliğide bitti. İngilizceden tırsmasamda, öğrencilik modundan iyice kopmadan şu alese çalışmaya başlasam iyi olacak.
Şanslı olmamı bazen kendime güvenme konusunda fazla bir etken olarak kullanıyorum (ama halen yüz üstü bırakmadı beni :D )
Bir de göründüğüm kadar açık değilim sanırım yeniliğe, o konuda da birşeyler yapmam lazım.
Ayrıca hala istediğimin yarısı kadar bile kitap okuyamama rağmen, istediğimden 2 kat fazla zaman harcıyorum bigisayar karşısında.
Ve bir gerizekalı edasıyla daha önce yaptığım hatayı tekrar ettiğim oluyor hata olmadığını umarak, bilinçli olarak. Einstein bunu delilik olarak tanımlamış ama kibarlıktan heralde çünkü daha çok gerizekalılık gibi.
Hala bazen, çocuk gibi "ileride...." diye düşündüğüm oluyor. Ulan ilerisi mi kaldı!
Daha düşünsem çok şey yazarım. Zaten en başa yazmam gerekebilcek bir çok şeyi de yazmadım.
Ama kısa vadeli zaman limitli sorun bu yaz ne yapacağım. Bu yazla ilgili iki şey var aklıma takılan biri yıllardır takip ettiğim serinin son ürünü (hp7 II) bitecek.
Diğeri, (ki sonda bahsettiğimden daha önemli olan:P ) halen belirsiz, kendi fikirlerimi dolaylı yoldan ifade etmiş olsamda kendimi gerçek anlamda ifade etmediğim, veya bir tepki alamadığım bir şey görmesi daha zor olacak.
Ha bir de gözüm bozuk, uzağı iyi göremiyorum. Atıyorum buradan 453 km uzağı ve daha ileriyi görmesi zor.

Durum değerlendirmesi

Ama tek tembel insan olmadığımı bilmek de iyi tabi, insanlar yok çok ödev var, yok proje zor, yok sınav zor diye yüzlerce kez tekrarlıyorlar.
Bende tekrarladım zamanında. Demek aşmak lazım bazı şeyleri, eğitim şart tabi.
5 dakikadır ılındığı için içmeye üşendiğim bir kadeh rakı,
1 aydır yazmak istediğim bir yazı,
Gitmek istediğim bir sürü yakın-uzak yer,
Çekmek istediğim bir sürü fotoğraf,
Daha yakın olmak istediğim bir insan,
Gerçek anlamda özgürce yaşamak istediğim bir hayatım var.
Neyse ki özür dileyecek kimse kalmadı. Kafam rahat olmalı.
"Yapılacaklar" diye bir liste oluşmuş olmasına bırak, "o şekilde bir liste yapmaya zaman harcamak bile zaman kaybı olur" derdim başka biri sorsa.
Ama insanlara önerdiğim, doğru bulduğumu söylediğim insan tipinde olamadığımıda görecek kadar iyi durumdayım, henüz inkar aşamasına geçmemişim demektir, yada bu "durumu görüyorum, evet harekete geçme zamanı" tavrı da bir teselli ise onu bilemem.

ohoo

Bir tembellik bir tembellik, tembellik düz boyu. Nelere üşendiğimi saysam

Denk

Öznel bir kurgu fotoğraf çekmek, blogda kendine özel cümlerle günlük tutmak gibi. Herkesin görebileceği yere koyuyorsun ama kafandakiler olmadan anlaşılmaz.

iptal, ertelendi, yok gitti...

Bugün baya bir uzun süre sonra uzun gece yürüyüşü yaptım.
gece 11.30 gibi evden çıkıp, 1 saat civarı bir yürüyüş sonunda kuğulu parkta oturdum. kimse yoktu etrafta. Seviyorum Ankara'nın en kalabalık yerlerini bomboş görmeyi.
Eve geldim bir baktım deprem olmuş Kütahya'da. Yazık oradakilere de, bir yandan yağmur yağarsa siyanüre temas etmiş olacakmıyız korkusu, diğer yandan eve girersek altında kalırmıyız korkusu.
Neyse bende öyle mal gibiydim bugün, sabah yataktan çıkasım gelmedi, daha kalkmadan yorgun hissediyordum. Zaten neye elimi atsam ya erteleniyor, ya iptal oluyor, gidiyor.. Heralde bedenimde boşuna kasma bu aralar yat dinlen diyordu.
Neyse yarın kalkınca transform bunu izlerim bir umut dolar gaza gelirim, sonra birkaç güzel müzik falan... Neden daha iyi bir gün olmasın!

Time and space

Ayrıca dikmen-keklik arası yürüyüp, şehrin içinde oluşmuş ve yakında rafting turları güzenlenecek akarsular yüzünden sırılsıklam olmak ve yoldan tüm hızıyla geçerek insanlara iyi niyet, dünya barışı ve yolda birikmiş su sıçratan kamyon şöförüne maruz kalmak. Ordan o sırılsıklam halde kızılaya inmek falan az bana, şöyle bir de kafama yıldırım falan düşseydi tam olcaktı kendime gelirdim zaman-mekan tutarlılığımı sağlardım :D

En saçma hatam

Hafızama sıçayım diyerek cümleye başlayıp sonradan şansıma, şenliğini perşembe sonuçlandıran hacettepeye ve ordan taa mikaile uzanarak hepsine kafam girsin diyebilirim.
Ama ne dersem de birşey değiştiremeyeceğimden bu yazıyı da niye yazdım bilmiyorum.
Yarında odamı falan temizlerim.

Uuu

Pazartesi; ilk saatlerde kısafilm yarışmasını öğrendim düşündüm, kabaca senaryo kurdum, sabah okuldan çıkış aldım, harun-cerenlere gittim film projesi yapak dedim.Akşam telefon geldi yarın Cedric Tiberghien'ı çekmek istermisin dendi.

Salı: Cedric'i çektik ettik yazdım onu zaten.

Çarşamba: Bir arkadaşın doğum günüydü, ona gittim :D

Perşembe: Özel birşey yok, dinlenme, evde foto çekinme, haa birde kafayı kazıttım :D

Cuma: Kendim çekmekten vazgeçtiğim film yarışması için, Memetin çekmesine yardım ettim. 1 günde çektik.

Cumartesi: Çok güzeldi.

Pazar: Sabahtan antika pazarı, sonra Canonturk grubuyla kaleyi gezdim. Bir sürü ekipman denedim 15 yeni fotocuyla tanıştım.

Tüm bu sırada Cuma, Cumartesi ve Pazar gecesi akşam 8 den gece 3 e kadar Zack Arias'ın "fotoculuğun iş yönü" atölyesini takip ettim.

Bayadır bu kadar yoğun hafta geçirmemiştim, çok zevkli geçti. Uzun zamandır yapmak istediğim şeyler yaptım, sevindim. Şimdi yorgunluktan ve uykusuzluktan ölüyorum ama yatasım yok :D

Cedric

Bugün Denge Fakiri aracılığıyla Cedric Tiberghien'ı çekme şansı buldum. Ankara barosundaki stajyerlerin çıkardığı, "Hukuk Gündemi" dergisinin röpörtajı için.
Nerdeyse 1 ay falan önce lafı geçmişti çekimin ama bayadır ses çıkmayınca bende olmadı heralde demiştim. Dün gece telefon geldi, "yarın uygunsan gel röpörtajı yapcaz" dedi denge fakiri. Flaşımı şemsiyemi falan da götürsemmi diye düşündüm baya, onları kuracak imkan olurmuydu olmazmıydı diye ama alayım dedim. neyse sonuç olarak gittim bende dururmuyum!
Hacettepe konservatuarına girince ilk dikkat çeken şey sağda solda top oynayan çocuklar :D Sanatçı veletleri geride bırakıp, sedriğin olması gereken koro salonuna gittik. Ben büyük bir kalabalık beklerken içeri bir girdik, eleman tek başına duruyo :D
Tanıştık ettik falan. Röpörtajdan sonra fırsat olmaz belki şimdi çekelim dedik. Başladık çekmeye. (tabi önce sordum flaştan rahatsız olur mu falan) :D
Bi 15 dakika sonra falan, konservatuar yetkililerinden biri geldi, hazır olduğumuzda bize yemek ısmarlayacağını söyledi, Ben 5 dakika daha dedim. o 5 dakikadada birlikte foto çekinme merasimi yaptık.
Sonra yemeğe indik o amca hepimize yemek ısmarladı, sonra kahveleride o aldı ve gitti.
Sonra denge fakiri, cedric, ben bahçeye çıktık oturduk. Orda bildiğin geyik yaptık yarım saat :D adam çinde yediği karıncalardan, fransada at yediklerinden, Nuri Bilge Ceylan'ı tanıdığından falan bahsetti.
Bir de o da fotoğrafla ilgileniyormuş. 5d si varmış. Zamanında Hong Kong'a gittiğinde bir sürü lens almış ama çoğu ağır olduğu için sadece benim lensten (50mm f/1.4) kullanıyormuş.
Sonra içeri gittik röpörtaj yaptık. Röpörtaj tam bittiğinde ses kayıt cihazının kapanmış olduğunu öğrendik. Ama sonradan gelen bilgiye göre tam röpörtaj bittiğinde kapanmış, kayıp yok.
Röpörtajdan sonra hacettepe senfoni orkestrası ile provası vardı, oraya gittik provaları dinledik. Provalardan sonra da veda edip ayrıldık.
merak edenler için;
Burda kısaca bilgi
Burda da benim çektiklerimden birkaçı

Yemeyin bunları :D

Thy'nin dolaylı reklamını anlamayan, olayı gerçek sanan gerizekalı romantik kızlar var :D
Ama beni asıl korkutan şey klibin başında çocuğun "ben şu an son yolculuğumdan geri döndüm" demesi. Öldünde hortladın mı!? Zombimisin lan !

Deneme

Eğer herhangi bir esnaf size ne istediğinizi iki kere soruyorsa sarhoş olduğunuzu düşünüyordur.
Bunu yarım saat içinde girdiğim bir çiğköfteci ve kuruyemişçide farkettim.

Yeter be

Tamam yağmuru falan severim. Çoğu insana göre daha az umursarım ıslanmayı, öyle saçım başım bozuldu tribim de yoktur. Ama bu aralar her dışarı adım atışımda sırılsıklam olmak sinir bozucu olmaya başladı!

ehe

Bu yaşıma geldim, hala heycanlanınca mala bağlıyorum ya, komik oluyor :D
Bilinen "din" lerden hiç birine inanmayan, ama bilincim doğrultusundan kendimden başka şeylerede güvenmem, inanmam gerektiğini düşünen biri olarak; Bu gece rahat uyuyacağım aylardan sonra.
Hayatımda yazdığım en zor 3 yazıyı arka arkaya yazdım ve gönderdim gereken kişilere. Yazıların ana teması, benim sorumsuzluğum ve güvenilmezliğimdi. bana kızgın, kırgın, bellkide artık umursamayan 3 insana yazdım.
Ve hayır bu insanlar eski kız arkadaşlarım değil.
Bana dost, kardeş demiş insanlar.
İlkokuldan beri en yakın arkadaştan öte, hani kardeşten de öte beni anlayan bir insan var, ve son 3 senedir tanısam da çok şey paylaştığım bir diğer insan da var. 2 senedir tanıyıp hayatımı paylaşmakta çekinmediğim bir insan dahi var. Ama hayatımda önem verdiğim 3 dostum daha vardı ve ben 3 ünüde anlık kaçma isteklerim ve sorumsuzluğum sebebiyle kopardım kendimden. Düşünsenize insanlar doğru düzgün konuşacak bir insan bulamıyorken ben 1 kendi eşitim insan, iki tane de sadece 2-3 yılda çok iyi anlaşabildiğim herşeyi konuşabildiğim insan tanıdım. Ama bu kadarla kalmadım 4 senelik okulumda 2 iyi dost ve taa kaykay kaydığım senelerden bir insan daha katmıştım yaşamıma. Ama bu saydığım son 3 kişiyi çok kırmıştım geçtiğimiz 1 sene içerisinde.
Ne özür dileyecek yüzüm var onlardan nede başka bir şey. Onlara mesaj atıp düşündüklerimi söylememin tek sebebi yine bencilce..
Neredeyse haftada bir kabuslarımda onlarla yüzleşmemek, ne kadar güvenilmez olduğumu itiraf etmemek.
Ama malesef yazdığım kişilerden cevap almayı beklemeyecek kadar gerçekçiyim.

Zeitgeist: Moving Forward

Daha yeni izleyebildim, çıkalı 3 ay falan olmuş.

İlk ikisini sevmiştim, bunu da sevdim.

Özellikle genlerin, ileriki zamanlarda insanlık adına ne gibi bahanelerde kullanılabileceğini çok şık anlattılar. Bu aralar kendimi kaptırdığım paranoyaya tuz biber oldu :D

İzleyin, izletin derim ben.

Füçürissik

Hayatımda gördüğüm en çirkin arabayı bugün gördüm sanırım. Nissan'ın bir jipi. Eve gelilce neymiş diye baktım netten, "juke" modeli imiş. Birde açıklamalarında "futuristic jeep.." bilmemne falan demişler.

Bence ondan olsa olsa "füçüristik fil boku" olur! Evet 2020'de filler sıçtığında öyle olacak.

Fotoğraf falan koymuyorum, genç yaşta bloğuma bakanlar olabilir, olumsuz etkilensinler istemem.

Beni gidi

O da değil de, yürüyesim var çok!
Yarın okula gidecem, çıkış işlemlerimi yaptırcam, sonrada kısa film festivaline katılcam.
2 aydır ertelediğim şeyi şimdi yapmamda vardır elbet bişi. Beni gidi benii..

Açılmaz !

Aaa o değil benim eve dönüşümde değişik oldu ki,
Harunla Ceren ankaray'a gitti, bende Alperle dolmuşların oraya gittim, Alper kendi dolmuşuna gitti, bende kendiminkine gidiodum, dedim yürüyim..
Döndüm geri.
Kızılay, tunus, tunalı, güvenlik caddesi, hoşdere, vadi, dikmen güzergahlı bir yürüyüş sonucunda ilerleyen saatlerde eve vardım.
Haa tabi kuğulunun ordan geçerken mola verip kıtırdan kokoreç alıp parkta yemeyi ihmal etmedim!

Ama yürüme hikayem bittimi hayır..
Geldik bugüne;
Kızılayda halletmem gereken işler vardı annem yüzünden.
Dedim ki yürüyerek gideyim yine.
Başladım yürümeye tam meclis parkının içinden çıktım, doluyla karışık yağmur başladı herkes kaçıyo falan.. :D
Baktım ciddi ciddi yağıyor bende bir ankesörlü telefon tentesinin altına girdim.
Buradan ellerinde şemsiyeyle geçerken sırılsıklam olmuş bana muzur muzur bakıp gülen kızlara sesleniyorum: "Göte giren şemsiye açılmaz!"

Benimki kaç cm?

Dün 4 kişi otururken bir omuz genişliği muhabbeti geçti,
Ben geçen sene ciddi spora ve özellikle omuz bölgesi geliştirmeye kasmıştım bir 3-4 ay. Ama benim kaçtı bilmiodum, tabi eve gidince dururmuyum, hemen ölçüldüm dayandım odanın köşesine verdim bir omuzumu duvara çizdim kalemle diğer omuz sınırımı duvara :D
50cm çıktı.

Fuck the system

hocam hesabımı daha önce 2 kere açtım kapattım. Ama tam olarak iptal edilemediğinden canım sıkıldıkça açıyordum yine.
Ama şimdi kökten kapattım, kayıtlı e-mailime rasgele harflerden oluşan bir mail yazdım, ve aynı şeyi şifreme de yaptım. rastgele yazdığım şeyi kopyalayıp şifre değişimimi de onayladım. Yani şu saatten sonra yapacak hiç bir şeyim olmasa bile açamam onu :D
nihahaha sistemi yendim :D

Heyy

Paramın ne zamandan, kimden olduğunu buldum!
Abdülaziz döneminde Kostantiniye darphanesinde basılmış. Yani tahmini 1860 yılından kalma ve bakırdanmış. Aşırı oksitlendiği için farkında değildim ben bunun :D
Şimdi netten bulduğum çözümlerden biri ve bu saatten en ulaşılabiliri olduğundan sirkede bekletiyorum.
Bakırdan oksiti çözmek konusunda her türlü fikire açığım gerek bilimsel gerek kocakarı :D
bkz bu!

uff

John Noble(denethor veya walter bishop diye bilinir) ve christopher lloyd (doc elmet brown, bilmiyeni dövüyoruz zaten) fringe 3*10'da zaman yolculuğunun hayalini kurdukları bir sohbetin ardından geçmişi yadedip karşılıklı dertlenip ağlayınca, bir şişe rakı kapıp yanlarına gidip oturasım geldi. Hayır yani biri küçüklüğmden beri en sevdiğim sci-fi karakteri diğeri son zamanlarda en zevk aldığım dizinin en harika karakteri.

Para üstü

Bugün evdeki eski bozuk paraları inceledim sıkıntıdan.
Oldukça fazla ve çeşitliler her boydan her yıldan paralar var,
Ortası delik kuruşlar veya bardak altlığı kadar 5 liralar dışında ilgimi çeken şey 1939 yılından kalma "1 kuruş" oldu tam yuvarlak değil etrafı çiçek gibi dalga dalga. Tam ona şaşırmış "vay anasını amma eski lan.." derken birde baktım kararmış bir bozuk para var, oldukça geniş falan üstünde arapça birşeyler yazıyor. Ben "höee arap parası da varmış bizde ha" derken arkasını bir çevirdim, osmanlı tuğrası gördüm.
Üzerinde çentikler vardı paranın, ama çentiklerde karaydı yani anladığım kadarıyla o çentiklerde o para kadar eski.
Düşündüm acaba neler geldi o paranın başına kimlerin elinden geçti o çizikler niye oluştu, biri bişeyler mi işaretledi, yoksa birşeyler mi çarptı veya saplandı ona..
Ayrıca paranın hangi döneme ait olduğunu araştırmak için internetten osmanlı dönemindeki bozuk paraları karşılaştırıyorum ama şimdiye kadar bir eşleştirme bulamadım baktığım 500 kada bozuk para fotoğrafında.
Anneme söyleyince "acaba satsak para edermi ki" dedi ama ben öyle birşeyi satmak istemem. Ayrıca çok para edeceğinide sanmıyorum.
Kaldı ki edeceği paranın bana düşündürdüğü ve düşündüreceği şeylerin karşılığı olabileceğinide düşünmüyorum.
Bir ara evdeki eski kağıt paralarıda inceleyeceğim. Ondan sonrada 5 ciltlik pul koleksiyonunu inceleyeceğim. (evet pul koleksiyonu :D gösteri için randevu alınız:P )
Sanırım kan bağı sebebiylen bana kalan en ilginç ve güzel şeyler onlar. Ve neden şimdiye kadar merak edip de incelemedim bilmiyorum.

Fringe

Fringe akıyormuş meğer haberim yokmuş.
2. sezon 15. bölümden 22. bölüme kadar izledim bugün.
Baya baya güzeldi. Yaptıkları göndermeler falan da çok güzel.
İlk sezona göre çok daha iyi bir sezonmuş 2. sezon. Bakalım 3. de neler olacak.

sıkoç bırayt

46 kişi sildim feysbuktan 30 civarında kişinin kim olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu, 10 tanesi falan kişisel reklam sayfalarıydı, geri kalanlarda artık görmek istemediğim, muhtemelende görmeyeceğim insanlardı. ne kafayla eklemişim veya kabul etmişim bilmiyorum.

M. Ali Birand

Bir daha bu adama gülersem ne olayım!
Adamın gaflarına gülüyordum; Bundan iki ay önce bir cümlemin ortasında "bzzzt" diyip kaldım.

Adamın isalle ilgili tivitlerine gülüyordum... Fazla detaya girmiyeceğim sadece biraz önce çocukluğumdan aklımda kalan kahve üstüne limon sıkıp yutma olayını denemek zorunda hissettim kendimi.

mali birand gafları

Çok iyi dedim, çok da güzel dedim.

Barutlu çiğköftenin, radyasyonlu vasabiden acı olduğunu düşünen medyaya kafalar girsin :D

Yüce, yüksek vb..

Uzun zamandır ilgimi çeken bir konu son zamanlarda dahada ilgimi çekmeye başladı. Aslında geçen sene ilk defa ilgimi çekmişti. Ama cidden vaktim ve enerjim yoktu. Bu konuda yavaş davranmam lazım. Tabi insan bunca zaman sonra niye diye merak eder. Bilmem ben.
Zaten son günlerde arka arkaya fringe izlemem ve "kinyas ve kayra"ya başlamam sebebiyle kafamdan yakında dumanlar çıkmaya başlarsa şaşırmayacağım.

Post Apocalyptic

Dün heves edip yeniden fallout oynamaya başladım; An itibariyle (12.03.2011 03:00) Japonya'daki fukishima nükleer tesislerinde acil durum ilan edildi, çevresi tahliye ediliyor... LAN !?

Sinir!

Uzun süredir yazmamışım,
Haftaya sonunda okula gidip çıkış işlemlerimi yaptıracağım, sonrada askerlik şubesine gidip tecil işini halledeceğim.
Son haftalarda video ve foto konusunda baya kafa patlattım, artık çevremdeki kimseye bu anlamda ne güveniyorum ne de saygı duyuyorum. Kendim de dahil.
Ayrıca şu karlar biraz azaldığı anda yeniden koşmaya başlayacağım. Fazla bir enerji yığılması oluyor.
hocam hesabımı yeniden açtım can sıkıntısından ve evde tıkılıp kalmanın getirdiği asosyallikten. Ama ciddi anlamda ordaki çok büyük bir çoğunluğun gerizekalı olduğunu ve normal hayatta gerizekalı olmayanların bile orada öyle davrandığını düşünüyorum, ne kadar açık kalır bilmiyorum.
Bir de foto adına bir kaç kişisel planım daha var ama bunların hiçbirini paylaşacak kadar paylaşımcı değilim.
Uyku düzenimde alt üst iyice, son birkaç haftadır günde ortalama 2-3 saat güneşe denk geliyorum.

Ayrıca burayı okuyan kişilerden ikisine sesleniyorum!

Mergiz: lotr dvdlerimi ve kitaplarımı en kısa zamanda istiyorum !
Harun: sende bi cevap ver sms atamıosan nete girdiğinde hatırla !

Çin malı çakı

2 kişinin birden ısrarla önermesi sonucu bugün sonunda "127 Hours" filmini izledim.
Filmle ilgili aklımda kalan en önemli şey kadın milletinden korkacan. Nasıl bir beddua etmiştirde; nasıl tutmuştur o beddua :D
Şaka bir yana güzel film ama; bir normal kamera çekimi, bir karakterin kamerasındanmışcasına görüntüler, birde ne olduğu belirsiz 3. bir kişi tarafından(filmin içindeki bir karakterin amatörce çektiği hissi uyandıran)çekilmiş gibi olan görüntüler olmasa daha da tadından yenmezdi bence. Yani sadece 3-4 kere çıkan ve sanki arkada duran birinin sallaya sallaya tuttuğu amatör bir kameraymış izlemini uyandıran çekimler olmasa sanki daha da insanı filmin içine çekermiş.


Aha bu da adamın gerçeği

Bu arada Harun bu lafım sana; Dağcı elemanın adıyla isminin benzerliğinden yola çıkarak bastığın yere dikkat et derim :D

Katil Panda

Rüyamda evin koridorunda bir havuz vardı. Ve içinde köpekbalığı olduğunu sanıyordum ama aslında çok vahşi bir panda varmış. Sona çıkıyodu havuzdan saldırıyordu falan. Kapımı kitleyip barikat kuruyodum, tam kapıyı kırdı, uyandım.

Chucky









Geçen kuzen kalmaya geldiğinde çektik bunları;
Koydum feysbuka, 5 dakika sonra yengemden mesaj geldi. Neymiş efendim, kendi oğlu katil değilmiş. Fotoğraflar iğrençmiş. Kaldırmamı istedi.
Kaldırdım.
Ulan minnacık çocuk nasıl ciddiye alır bir insan bunu.
Kaldırdım dediysem, bu fotolara özel albüm açtım, ondan gizledim. Efe(model kuzen =)) kendisi katkıda bulunarak istekli şekilde çekmişiz daha ne paylaşırım tabi :D

hulk hulk hulk!

Az önce 2 adet tshirtümü artık hiç giymeyeceğimi düşündüğümden yırttım. Ama nasıl yırttım;
Üstüme giyip, üzerimde yırttım hulk gibi :D İnanılmaz zevkli birşey, bir ara kışlıklarımıda ayıklayıp aynı şeyleri yapmam lazım, feci bağımlılık yapıyor :D

Mr. Nobody

Çok güzel bir film, tercihler ve sonuçlarıyla ilgili. Çocuk oyuncular çok doğal. Müzikler şahane. Senaryonun basitliği açıldığında tokatlıyor insanı. İzleyin filmi !

Şimdi birşey yazacağım filmle ilgili, spoiler sayılmaz daha çok bir tespit. Ama yinede filmi izlemeyenlere önermiyorum okumalarını.

Ekşiye ve imdb deki tüm yorumlara baktım, bunu farkeden yada bahseden olmamış;

En sonda atmosferin çökmesiyle zaman geriye gidiyor ve çocuk aklındaki senaryolardan en çok hangisini seviyordu? Anna isimli kızla olanı; Annayı tersten oku :D Filmde en sonda ki geri sarımda bir anna duymayı bekledim tersten ama olmadı. Ama yönetmen ve senaryo yazarının aklındaki en azından birkaç kişinin kafasında uyandırmayı istedikleri düşünce bence oydu. Yada ben fazla karmaşık düşünüp kendime pay çıkardım bilmiyorum.

zzzzt

Bugün nesnel ve dübüratif ile bir adet ışık kutu ve bir adet de yumuşak kutu yaptık :P odamın önce amua goyup sonra temizledik. zzzt ladım falan öyle.

200

feysbukta bir reklam dolaşıyor kaslı adamların çikolata yaptığı, yıllardır feminist tavırlarıyla yok "karşı cinsi seks objesi olarak görmeyin, yok kadın vücudunu ürün gibi sergilemeyin" diye artistik yapan kızların ne kadar iki yüzlü ve iradesiz olduğunu ortaya çıkardı. Sinir oluyorum bu aşırı feministlere. Yazının bundan sonrası erkek olmayanları kızdıracaktır..

Hani zaten güçsüz ve dayanıksızsınız, fiziksel olarak rekabet saçma. Ama dünyaya gelmiş geçmiş bütün ünlü filozofların, bilim adamlarının ve sanatçıların erkek olması üstünlüğümüzün sadece kas gücüyle sınırlı olmadığının kanıtıdır diye düşünüyorum.
Haa derseniz "ki hep onlar ön plana çıkarıldı hep onların tanıtımı yapıldı" demekki daha iyi pazarlama kabiliyetlerimiz var ki, hooop geldik mi yine aynı noktaya :D
Estetiğinize saygı ve hayranlık duyuyorum bayanlar. Ama pozitif ayrımcılık beklemeyin. En azından benden alamazsınız.

Pisi

Bugün aha bunun sayesinde Ankara Barosu sosyal tesislerindeki Aziz Kedi gösterisine ve röpörtajına katıldım. Aklıma kalanları sıralayayım.
Gösteri salonundaki izleyici erkekler arasında takım elbise giymemiş tek kişiydim sanırım, öyle olmasam bile yinede en asi görünündim hiç süphesiz.
En önde yer ayırlımış röpörtaj komitesine, bende fotoğrafçı olarak onlara dahilmişim, ben arkadan falan ayakta izlerim heralde dediğim şovu en önden izledim.
Röpörtaj kısmı oldukça eğlenceli ve samimi idi, Aziz Kedinin en sevdiği filmlerden bahsederken "the fall" dan bahsetmesi, fallout hastası olması ve zamanında her türlü frp yi oynamış olması iyi.
8 yıl hukuk okuyup atılması da iyi.
Azizle benim binada hukukla en az ilgili iki kişi olmamızda hoş.
Tanrıyı Rocco ya benzetmeside bence iyi.
Okan bayülgen hakkında samimi ve çekinmeden yorum yapması da iyi.
Röpörtaj sonrasında anladığım kadarıyla baroda önemli olduğunu düşündüğüm 3 stajyerle yemek yemek de iyi.
3 hukukçu ile yemek yemek AŞIRI SIKICI. Hani bilmediğim bir konunun iç dünyasını birinci ağızdan öğrenme şansıdır, bilmediğim insanları, alanları öğrenme şansıdır falan diye dinlemeye özen gösterdim ama yok yani bayılacaktım az daha. Hepsi fazla kibardı, hele yemekte yanımda oturan (Can'dı yanılmıyorsam adı) eleman aşırı kibardı, bildiğin kendimi rahatsız hissettim. Bana da habire "ben dışarda çok farklıyım çok değişiğim" falan diyip durdu. Heralde o da normalde o kadar ciddi ve tuhaf değildir.
Neyse işin özü Aziz Kedi iyi adam hoş adam zaten benden başka önceden onu bilen de yoktu röpörtaj komiteleride dahil :D
Haa birde şey var, bir tiki kız vardı adını bile hatırlamıyorum, o beni biliyormuş, denge fakiri söylemiş ama kendisi tanışma anında "aa ben seni biliyorum" diyip kendi adını söylemiyince bende sormadım nasılsa unuturum diye (erşen sana diom senin yanında tek koltukta oturan kız) o bi ara şey diyordu röpörtajdan önce: " Yaa bi sezer gelse falan tamaaam konuşalıım da yanii bu azizz ne yaanee" len sen önce düzgün konuşmayı öğren sonra Sezer ile yaparsın röpörtaj!
Haa bir de restoranda lise arkadaşıma rastladım herif okulu bitirmiş stajını yapmış, askere gitmiş, avukat olmuş, Ama inekti zaten, ( bir hocayı kızdırmıştık sınıfça, ve gönlünü almak için sınavda hepimiz özür mektubu yazmıştık, bu ipne soruları cevaplayıp vermişti :D ) Ona sınıfça küsmüştük, Sanırım o zamandan beri ilk kez konuştuk iyi oldu. Birde bugün annanem taburcu oldu. 10 günlük uykudan sonra, doktorlar o kadar fazla ümitlenmeyin dedikten sonra tamamen iyileşip evine çıktı bugün.

Yani baya iyi bir gündü.

la

Türk dizileri izlemiyorum lafımı bir istisna ile bozmuş durumdayım, o da bizim buralarda çekilen dizi. Hani kurgusunu ve anarşik havasını geçtim; Bugünkü bölümünde Bu ülkenin haber kanallarının bile göstermeye korktuğu olayları anmakla kalmamış birde inadına inadına Efes Pilsen göndermeleriyle kalbimde kendisine yer açmıştır. Birde daha önce fotoğraf çekimi için kullandığım 3-4 mekanı aynı bölümde görünce daha da bir sevindim. Dvd'si çıksın alacağım, o derece.

İbellahum

Kolumda hiç çalıştırmadığım bir kas grubu varmış. Ben omuz çalışırken orasıda çalışıyor sanırdım. Nası tarif etsem omuzun bir altındaki çıkıntı işte, çıkıntı diyorum çünkü 1 haftadır çalıştırmama rağmen feci belirdi, yıllardır bugünü bekliyormuş meğerse. O değilde spor falan yaptığım yok yazdan beri çok feci kilo aldım öyle böyle değil, Baklava falan yok muhallebiye döndüm :P Koşularıma başlayacağım!

Bir Düşünseler

"akp'ye içiyoruz" diye bir organizasyon davetiyesi gelip duruyor bugünlerde feysbukta. an itibariyle 11.000 küsur insan bu organizasyona katılıyor. içki yasağını protesto etmekmiş amaç. Bana daha çok "bakın bize biz ne kadar anarşistiz, ne kadar muhalefetiz" demeye çalışan ergenliği yeni atlatmış veya hala atlatamamış kişilerin dikkat çekme çabası gibi geliyor.
Bu olay biraz daha popüler olur sonra televizyonlara konuyla belki alakalı belki alakasız bir sürü sarhoş görüntüleri koyulur, sonra da "gençlik alkolün esiri" diye başlıklar atılır. Yeni alkol yasasını düzenleyenlerin ekmeğine yağ sürülür. Bu gerizekalılık sürdüğü sürece ne İ.melih ne de akp bok gider..

Muhabbet Başkentte :P

Bugün rapor teslim etmek üzere okula gittim. Bizim fakülte binasına girdim yürüyordum. Bilenler bilir orman gibi bizim fakültenin içi ortasında bi sürü ağaç var ilk baharda muzlar falan çıkıyor.. Neyse bi baktım bir kuş sesi ama öyle güvercin serçe gibi alelade seviyesiz piyasa kuşlar değil, daha egzotik bir cikleme. Bir baktım tepeden sarı bişey geçti. üste doğru uçtu. Çıktım 4. kata ağaçların tepsinin hizasına, bir baktım 2 tane muhabbet kuşu merdiven trabzanlarına konmuşlar. Eneee dedim yaklaştım yavaşça, kaçmadılar azcık sevdim sona biri uçtu diğeride peşinden gitti hemen. Sonra aşağı inince gördüm ağaca ev de koymuşlar kuşlar için artık hep orda yaşayacakmış o kuşlar. Çok hoşuma gitti yaw keşke okulu bitirmeme 2 sınav kala değilde daha önce olsaymış.

Temel Reis

Küçükken bir keresinde misafirlikte beni ıspanak yemeye ikna etmeye çalışıyorlardı. "Bunu ye bak temel reis gibi güçlü olursun" demişlerdi. Bende yazık inanıp yemiştim. Sonra temel reis olmanın bir gereği olarak ağzımı yeni hediye edilmiş olan beyaz sivitşörtün koluna silmiştim. Kimsede birşey diyemedi. Tırstılar tabi temel reis gücüyle dövcem onları diye.