Uyku vakti

Bugün saat 16.00 civarıydı uyandım, yani ben evde kahvaltımı ederken güneş battı..
Şu an saat 05.20 falan, güneş doğmadan, bir saate falan yatarım sanıyorum..
Derimin renginde bir beyazlaşma, köpek dişlerimde bir uzama, yiyip içmeden kesilip sadece kan arzulama durumum olsa çok şık olcak, ama öyle değil malesef, benim yaptığım sadece saçma bir uyku düzeniyle yaşamak sanıyorum =)

2-2

Dün bilgisayarımın kasasını komple upgrade ettim, mecburdum artık, 2 senedir oyun oynayamıyordum, dahası artık dvd okurken hata vermeye başlamıştı, ikidebir kapanmasını veya yeniden başlamasını saymıyorum bile..
Crisys, cod5, fallout3, nfs undercover... derken 2 gündür evden doğru düzgün çıkmadığımı farkettim.
Evde bütün gün bilgisayar oynayan tipler genelde olmak istemediğim tarzda insanlardır, helede hava güzelken bunu yapıyosa. Ama ben 2 gündür o moddaydım..
Hmmm düşünmek lazım bende mi o insanlardan oldum şimdi... Ama 2 senedir yapamadığım bişey, bunun karşılığı 2 gündür...
Evet bilgisayar evde durur, ama ben durmam. Ödeşmiş durumdayız, 2-2..

İnanç =)

Dübüratif: Sen napıyon?
Karşı: Napam yaw ben tatil moduna girdim iice.
Dübüratif: Ben inanmıyorum tatile... Ama bir güç var.
Karşı: Bence olabilirde olmayabilirde, ben sorgulamıyorum, anı yaşamak lazım :P
Dübüratif: lan an kalmadıki aq, yarın sınav var hiç çalışmadım, öküz gibi uyudum, şimdi geri uyuycam
Karşı: :D

Allah Belamı Versin...

Evet evet şu an hakettim bunu =)
Arka arkaya iki yazı yazdım, biri iradesizliğimi, biri üşengeçliğimi yansıtıyo..
Evet evet belamı bulmalıyım ben kesinlikle...
=)

Yes Phone

Evet yalan oldu kısa film =)
Uğraşılıcak iş değil. Senaryosu, kurgusu, dekoru, ışık kullanımı, çekim açıları, tüm düzenleme efekt ve müzikleri düşünülmüş, stop motion film projesi var elimde, isteyene satarım =)

süpriz...

Dün akşam buz dolabına bir baktım 2 tane bira. Annem 2 gün önce almış, hiç farketmemişim, bende içeyim bari dedim, içtim...
=)

Dolaptaki 2 Miller

Evet, buzdolabında 2 kutu miller var ama içmiycem onları, sonsuza kadar duracaklar nihahahaha... (Aslında hedefim bir ay)
Bu bir irade testi, gerekirse çıkar alırım kendime bira, ama o millerlar içilmiycek, ne ben, ne bi başkası...
Hatta bokunu çıkartıp 1 ay sonra onlarla duş alcam. Sıcacık suyla yıkanırken buz gibi biraları dökcem üstüme, cildimede iyi gelcekler, evet, olcak öyle, hı hı...

Yazık Kıça

Bilgisayar, internet, sanal oyunlar...
Hepsi insanları daha da tembelleştirip sıkıcı hale getiriyor.
Bu aralar iyice eskimesinden dolayı bilgisayarımda hiç bir şeyi doğdu dürüst yapamamama rağmen, günün büyük çoğunluğunu karşısında geçiriyorum. Dahası, doğrdu düzgün bir bilgisayar alıp, bende o saydığım şeylerin daha iyi bir parçası olmak istiyorum.
Niye? Daha mı sıkıcı olmak istiyorum? Çok mu muhteşemim de biraz kötüleşmem lazım?
Tamam belki öyle olabilirim ama sorun bu değil :D
Ben bu bilgisayar upgrade ini minimum düzeyde tutumak konusunda ikna ettim kendimi,
Sonuç olarak daha az kıç üstünde oturup; Daha çok başka şeyler yapmak lazım, kıça da yazık bi yerde...

What a day...

Dün sabah kalktım bütün dönem boyunca yapmam gereken projeyi yaptım. Öğleden sonra sınava gittim. Giderken kafamdan, ”herşeyi çok düşünüyorum, daha çok harekette bulunmalıyım” diye geçirdim.
Yine çalışmadan girdim sınava ve yine bir şekilde hallettim sanıyorum. Neyse ilginç kısımlar bundan sonra başlıyor. Sınavdan çıktığımızda üst sınıflardan bir arkadaşın son sınavıydı bu ve dolayısıyla bir veda ortamı vardı. Giden kişi herkesle vedalaşınca hepimiz bir tuhaf olduk, sanki biz mezun olup gidiyoruz gibi bir hava oluşmuştu.. Bu tuhaflığı üstümüzden atabilmek için Okay ve Serkan ile tunalıda biraz takıldık bir şeyler yiyip içtik. Sonra ben eve dönerken bir kırmızı şarap alayım dedim, kuruyemişçiye gidip 20 ytl civarında bir şarap sordum o da bana bir tane önerdi tmm dedim, aldım. Sonra kuruyemişçiden çıktığımda adamın bana 20 ytl fazla para üstü verdiğini fark ettim, girdim içeri adama verdim 20 lira dedim böle böle diye, adamın öyle bi bakışı vardıki bir an için bana sarılcak sandım :P
Neyse eve geldim şarabın tadını çıkarma hevesiyle, bilgisayarımı açtım, msne girer girmez orta okul arkadaşım Esra bana bir link gönderdi. Açtım baktım, ilk başta tam ne olduğunu anlamadım, ne olduğunu anlayınca da bir tuhaf oldum, Orta okulda bizle aynı sınıfta olan Ümit adlı bi arkadaşım askerdeyken kan kanserine yenik düşüp,ölmüş…
Adam benimle yaşıt lan, hastalığa yakalanmış, askere gitmiş, kim bilir başka ne zorluklar çekmiş, sonrada noktayı koyup gitmiş..
Ne biçim iş lan, Sürekli etrafta bu yaşlarda insanlar ölüyor tabî ki, daha kötü durumlar daha feci kayıplarda oluyor muhakkak, ama insanın kendi çevresinden biri olunca, daha bir düşünüyor insan..
Saat 11e falan geliyordu, ben evdeki iki biramı bitirmiş, şarap şişesinin dibini görmüş ve acıkmaya başladığımın farkına varmaya başlamıştım..
Harun’a yürüyerek kızılaya gidip, kokoreç yemeyi önerdim, o da tamam diyip bize geldi. Giderken birer bira aldık, O yağmurda kızılaya kadar yürümek ne kadar akıl karı düşünülür(bunun delice olduğunu düşünenler yazının devamını okumasın:))
Neyse ıslana ıslana kızılaya geldik, kokoreçlerimizi almak üzere sakaryada ki profesör kokoreçe gidiyorduk ki, bypass’ın halen açık olduğunu gördük, e o durumda orda da bir iki bira içmeden gitmek olmazdı, içerisi rock bar dan çok clup havasındaydı, ortalıkta kendinden geçmiş şekilde dans eden bi ton insan ve kafa s.kci yükseklikte müzik vardı. Neyse orda da 2 kez depolarımızı 70 lik birayla doldurup boşalttıktan sonra. Kokoreçlerimizi yedik ve dönüş yürüyüşüne başladık, saat 2-3 civarıydı ve o sırada aklımıza harika bir fikir geldi; kendimizi bi sürü midye alıp yemeliydik (delüü) neyseki bi midyeci bulduk ve 40 tane midye aldık ve dönüş yürüyüşüne başladık, yürüyüşümüz boyunca bir çok yerde tanrının bize bahşettiği biraları doğaya geri vermek zorunda kaldık, ve bu noktada söylemeliyim ki, karanfil sokaktaki merdivenler, yüksel caddesi üzeri, ve hatta kuğulu parkın havuzu (ve buradan hatırlayamadığım bir çok nokta) artık sandığınız kadar temiz ve hijyenik değil…
Dönüş sırasında birkaç yerde daha hasara yol açtık, ben şahsen vadi tarafındaki duvarın üst kısımlarını süsleyen taşları koparıp fırlattığımı hatırlıyorum, bayağı ağır ve sağlam şeylerdi, güneşin ilk ışıklarıyla insanlar eksikliği fark edecektir sanıyorum =)
Ama çevreden daha çok zarar verdiğimiz bir şey varsa o da kendimizdik; Harunun kazayla bir su birikintisine basması yerini her gördüğümüz suya atladığımız bir oyuna bıraktı. İğren bir şekilde her gördüğümüz su birikintisinin içine atlamaya başladık, Hatta bir ara vadideki çimlik alanda ıslak çimlere yatıp melek figürü yaptım, sonrasında daha da abartıp ıslak çimlerde o soğukta attığımız taklalarda kafalardaki “delimi bunlar?” sorusunu canlı tutmaya yetecektir sanıyorum..
Gördüğümüz her suya atlamamız, pantolonlarımızın tamamen ıslanmasına yol açtı, ki benim altımda beli lastikli bir eşofman vardı ve suyun ağırlığıyla habire düşmeye başladı. Ben bir ara saçmalayıp eşofmanım inik halde koştuğumu, o şekilde su birikintilerine atladığımı ve en sonunda o şekilde yere oturduğumu hatırlıyorum…
Eve 6 da gelip üstümdekilerin hepsinin sırılsıklam olduğunu görünce şaşırmadım tabi, ama öğlen uyandığımda her tarafımın ağrıması ve oramda buramda yara bereleri görünce şaşırdım :P Ama burada yazdığım veya yazmadığım yaptığımız onca salakça iğrenç ve saçma şeyler harbiden çok iyi geldi, böyle şeyler yapmak lazım, az düşün çok yap... :P

Four letter words

“But to me, coming from you, friend is a four letter word..” diyor ya şarkıda. Ama şimdi bu “four letter word” dediğimiz şey çok geniş anlamlı oluyor ki, bkz: (Cock, suck, dick, fuck, fart, nerd, turd, bird, joke, cake, fish, dish, toil, foil, fear, fate, date, crab, trap, Hate…) uzar gide bu liste.
Bir adam, bir kız kendisine arkadaş diyince hangisini duyabilir ki? Adamı da incelemek lazım burada. Ama sanıyorum normal bir adam yukarıdakilerden bir şeyi seçerdi.
Buradan çıkan sonuç ne?
Ben normal değilmişim demek ki :P

Ama nerde benim heycanım ?

Olmaz ki böyle!!
Nerde benim içimdeki heves, o gaza gelmiş modda süren döngü?
Sanırım kısa vadeli bi amacım yok şu anda ondan böyleyim..
E götümden amaç da uyduramıyorumki napcaz şimcik?
Yok, şu sınav geçsin, yok finaller bitsin, yok tatil olsun, erteliyip duruyorum herşeyi..
Göya kısa film yapıp yayınlıycam 23'ün de, daha bi halt yapmadım. Bide artis artis afiş hazırladım, millete ip ucu vermiyorum, kendim yapcam falan diye havalara girdim, bu iş bi tarafımda patlarsa feci rezi olcam =)
Şu finallerden bıkmış öğrenci modunu kurgulayıp çekecektim o da yalan oldu, ama bir el atmam lazım o işe yoksa kendimi iyi hissetmiycem...
Ya böyle yazmıcam diyorum yine yazıyorum.. Neyse ben şu fotoğraf işine bi bakayım... Olmazsa daha ezik bir şekilde geri gelirim zaten :P


Ekleme:
http://farm4.static.flickr.com/3464/3192945338_f920428112_o.jpg
=)

frank VS ibo

Bütün gün evde olmak kadar kötü bir şey azdırır sanırım. Bilmiyorum bana öyle oluyor, böyle bi kıpır kıpır oluyorum koşasım geliyor :P
Dünden bir repliği yazacaktım, ama repliği paylaştığım insan zaten yazmış, bende linki paylaşayım bari =)

http://duburatif.blogspot.com/2009/01/frank-vs-ibo.html

Not: Bu sözler kanda yoğun miktarda bulunan alkol ile birlikte sarfedilmiştir, lütfen kayıtlara geçilsin =)

Aşure

Demin kapı çaldı elinde bi kaseyle bir kadın aşure getirmiş. Bende aldım, teşekkür ettim, kabı evdeki bi kaseye boşaltıp geri verdim. Kadın ben 2 numarayım dedi, bende "tamam anneme söylerim" dedim, o da gitti.
Sonra hemen yumuldum aşureye... Aferim 2 numara, güzel yapmışsın.
Lan şimdi düşündümde apartmandan kimsenin tipini bilmiyorum, biri bana gelip ben komşunuzum aşure yaptım al ye dese, sormadan alıp yiyorum malmıyım neyim, düşündüm de beni öldürmek ne kolay olur =) Bir kase aşureye tav oluyorum :P

Bu ne ezikliktir arkadaş!

Burayı açtığımdan beri ezik ezik yazıyorum :P niyeyse hep kötü şeyleri yazdığımı farkettim şimdi..
Yeter lan pff!!!
=)

Triple Trouble

3. sınıf olmak tuhaf bişey...
Bu dönemin ne kadar hızlı geçtiğini farkedemediğimi söylemiştimya, şimdi düşünüyorumda ulan zaman çabuk geçiyomuş..
Son sene 2. dönem staj gibi olcak zaten, Eee ne kaldı geriye? Sadece iki dönem. Önümüzdeki dönemin okulda geçireceğim son, ilk bahar dönemi olacağını düşününce bir tuhaf bile oldum :P
3. sınıfız, yeni gelenler sever, sayar...
3. sınıfız okulun hocaların tarzını biliyoruz rahatız...
3. sınıfız.. 3. sınıfız da az kaldı gidiyoruz ak..
Sonra ne olacak ne bitecek diye düşünmek tuhafıma gidiyor, biraz geriyorda aslında.. Çünkü bu aralar kafama daha sık gelmeye başlayan bir soru. Aynı zamanda cevabınıda bilmediğim bir soru. Aslında çok da düşünüp umursamak istemedilerimden bir tane..
O zaman napiciiz...
İnsanlara hep yapmalarını söyleyip, öyle yapıomuş gibi görünüp ama aslında kendimiz de pek beceremediğimiz şeyi daha da sıkı deniciiizz..

dipnotçuk: Fazla karışık ve öznel saçmalamışım neyse... :)

dakikada 2/5

Baya eylendim bugün =)
Sabah arkadaşın arabasıyla okula giderken refüjdeki ağaçlık alana çıkmak suretiyle tekeri yardık, neyseki tekeri yardık, altı alçak bi araba olsaydı yarılan bizde olabilirdik..
Sonra 1 saat kadar bir sürede 6 kişi bir tekeri değiştirdik...
Sonra hiç çalışmadığım sınava çalışmak üzere oturdum, çalışmaya çalıştıysamda, bu konudaki çalışmalarım bir sonuç getirmedi, bende madem ezberim kötü ve bu yüzden bu dersten geçemeyeceğim, bari zevkli bişeyler yapayım diyerekten, yapmayı düşündüğüm stop motion film konusuna kafa yormaya başladım..
Sonra sınava bir saat kala Okay geldi, hadi son bir kez tekrar yapalım dedi (benim de konuya hakim olduğumu sanıyordu o sırada) Bizim ders tekrarı, Okayın öğretmen benimde yaramaz öğrenci olduğum bir oyuna dönüştü ve nasıl olduysa adam tek tek herşeyi kafama soktu, demek benim biraz zorlanmaya ihtiyacım varmış :P
Sınava girdik çıktık iyi geçti falan filan.
Eve geldim yapacağım stop motion hakkında insanları meraklandırmak için 3 afiş hazırladım ve beklediğim tepkileri aldım =)) ilk 10 dakkada 4 kişi sordu "o ne?" diye. Bu bir rekor olmalı, dakika başına 2/5 "o ne?" sorusu :P

Su Damlasının Yolu

Hani yağmur yağınca camda bi sürü su damlası olurya, sona onlardan bi tanesi aşağı kayıp bi yol yapar cam üzerinde dikey olarak, sonra cam üzerinde kayan diğer damlalar da o yolla kesişirse bi anda kaybolup o yol üzerinde kayıp giderlerya... Bence bu çok acayip bişey, hayatın yapısı hakkında çok değişik, farklı farklı dersler çıkar ondan, dikkatli bakmak lazım =) Bugün serviste giderken görünce aklıma geldi, biraz düşündüm üstüne çok acayip şeyler çıktı, yazayım dedim...

Tuhaf..

Bütün dönem boyunca iyi kötü herşey çok hızlı geçmiş gibi geldi..
Sanki biri sürekli kafama vurup beni uyuşturdu ve bu noktaya geldim. Kafamda sadece küçük küçük görüntüler var koca döneme ait...
Kimisi üniversite süresince geçirdiğim en güzel anılar kimileri en kötüleri... sanırım fazla bişey hatırlamamamın sebebi çok yoğun geçmesi.
Ama benim açımdan şimdiye kadarki en olgunlaştırıcısı ve güzeliydi..
Bunun sebebi de sanıyorum ki bir çok hata yapmış olmam =) Bence bu güzel birşey, hata yapmak için bişiler denemiş olmak lazım, önemli olanda o bence..
İnşallah bişiler öğrenip, değişmişimdir ve yaptığım şeyler iyi sonuçlar getirir...
Çünkü bu dönem sahip olduğum güzellikler kaybetmek isteyeceğim şeyler değil. Kaybolan şeyler varsada umarım en kısa sürede ait oldukları yerlere giderler...
Olmazsa da ne yapalım herşey devam ediyor...

3 Ocak ?

Ayın 3'ü gelmiş haberim yok, gelmiş de geçmiş bile,
Farketmiyor insan. Zamanın kullanma klavuzunda yazan ilaç etkisi gerçekten varmış, hatta bildiğin baya güçlüymüş..
Yada bir ihtimal daha var; Ben unutkanlaşıp, körerttim kendimi.
Ama sanmıyorum... Öyle olsa, şu an bu hayatı yaşayıp, iyisini kötüsünü hissedip, sevinip üzülüp, sevgiyi veya nefreti hissedemezdim...
Zamandan olsa gerek. 9 sene...

Neyse bu kadar yeter!! Ciddi olmakta lazım ama fazla değil =)
Biraz önce çok koyu bir kahve eşliğinde kocaman bi parça bitter çikolata yedim, teyzemin İsviçreden getirdiklerinden (hava da atmak lazım, ama fazla değil) =)))
Biraz sonra onlar kanıma karışıcak ve beni az çok tanıyanlar bilirki kahvenin bendeki etkisi gayet fecidir, ki çikolatayla birlikte aldığımdan biraz sonra ortalama büyüklükte 3 Şehirin ortalama yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak bir santrale dönüşeceğim.
Hatta sanırım başladı kanıma karışmaya... AAooooooaauauuuuaaa!!!!!!....

pff...

Bu akşam nette olamayacağım için şimdiden yazayım bu günlük payıma düşeni,
Finallerin yaklaşıyor olması her zamanki gibi hiç bir heycana yol açmadı bende, bu durumdan artık rahatsız olmaya başladım, biraz gerilsem tedirgin olsam çalışmak için bahane olacak, hayır yani derslerimde iyi değil ki neyime güvenerekten bu rahatlığa sahibim anlamadım.
Bu hergün blog yazma işide gereksiz ve saçma gelmeye başladı bana, ne o öyle günlük yumurta gibi günlük entry. Yok artık öyle canım istiyince yazarım sanki sizinde çok umrunuzdaydı. Yazarsam Ekim'e yazmazsam nereye kadar olur bilmem :P
Bayadır adam akıllı fotoğraf da çekmedim, şimdide finaller başlıyor bir sürede ondan çekemem. Ondan sonra fena patlayacağım gibime geliyor, bakalım nolcak...
Bu arada bilgisayarımın durumu iyice sinir bozucu bir hal aldı, hiç bir oyunu çalıştırmaması ve video izlerken sürekli yeniden başlaması, kasayı camdan atma yönünde bir isteğe yol açıyor. Hayır yani şimdi havalar soğudu bir de tatil girecek bir ay, ne yapcam ben :S buna bir çözüm bulmam lazım... Evde yapacak bir şey yok, havalar soğuk, finaller yaklaşıyor. Neden blog yazdığımın cevabı burda sanırım; Şu an için yapabileceğim daha güzel bir şey yok...

Yine Cake

Bugün servisle okula giderken yine cake’den “no phone” şarkısını dinliyordum, o şarkı üzerine çok güzel bir stop motion fikri geldi aklıma, ama bencil bir şekilde tüm işi kendim yapıp her şeyi kendime mal etmek istiyorum niyeyse =) tatilde yapacak bir şey daha çıktı..
Birde dün msn iletilerine o kadar laf ettim, bugün o şarkı sözünü kendim iletime yazdım, yanlış anlaşılmamıştır umarım…

Msn vakaları

Ben anlamıyorum insanlar neden sürekli msn iletilerinde ne yaptıklarını bahsederler;
Yemekteyim..
Partideyim..
Ders çalışıyorum..
Osuruyorum, sıçıyorum vb…
Bana ne lan!! Sanki basın açıklaması yapmakla yükümlü devlet adamı. Bence bu işin altındaki psikoloji, herkesin gözüne zorla ne yaptığını sokup, sonrada “Herkes benimle ilgileniyor, ne yapsam milletin haberi var…” diye havaya girmek sanırım…
Ama bütün bu iletilerin ortak özelliği, hepsi genelde havalı ve abartılı şeylerdir, kimsede tutup günlük rutininden sıkıcı bölümleri yazmaz. Sadece oraya bakarak bir kişinin yaşamını değerlendirseniz herkesin hayatının süper, aşırı zorlayıcı, eğlenceli ve uç noktalarda geçtiğini sanırsınız, tabi ki bu yalandır…
Hoşuna giden bir söz, veya yaptığın şeyi paylaşmak istediğin durumlar olabilirde, bazen o kadar çok şey görüyorum ki, bir insan bu kadar paylaşmayı seviyorsa zorlasan neler neler paylaşır kimbilir…
Hele birde üniversitelerin vize ve final zamanlarında en tembel, gereksiz, dersle alakası olmayan insanların bile, kocaman harflerle “DERS… VİZE… FİNAL… ÇALIŞIYORUM RAHATSIZ ETMEYİN!!!” gibi şeyler yazması bence eğlenmek için çok basit bir yol. Ulan madem ders çalışıyorsun, kimse rahatsız etmesin istiyorsun ne diye çevrim içisin geri zekalı!! Bari meşgule falan al :P O tip bir durum gördüğümde inadına rahatsız edesim geliyor. Ama sonra öyle bir durumda olduğuna göre zaten rahatsız edilmeye ihtiyacı yoktur, fabrika çıkışlı rahatsızdır diye düşünüyorum ellemiyorum…

Başlangıç

Yeni yıla girmeden önceki son saatlerimi farklı farklı yerlerde, farklı farlı insanlarla, büyük bir baş ağrısıyla girmenin, ve uzun bir süre sonra yeni yıla giriş anında, kandaki promil derecesinin 0’a yakın olmasının nasıl bir şey olduğunu hatırlamış oldum dün gece .
Yeni yıl diye diye, herkes birbirini şişirip, mutlu ve eğleniyormuş gibi yapmayı bir zorunluluğa çevirdi tüm insanlar bir gece için.
Halbuki ne oldu şimdi,
Kim bilir kaç kişi, dün her şeyi değiştirmek için söz verip bugün aynen devam etti;
Kim bilir kaç kişi, bu yılın sadece yeni olduğu için çok farklı geçeceğine inandı;
Kim bilir kaç kişi, dün çok fazla içmesi gerektiğini düşünüp bugün pişman oldu;
Kim bilir kaç kişi, dün gece için büyük planlar yapıp, hayal kırıklığına uğradı;
Kim bilir kaç kişi tarih yazarken hata yapıp 9 yerine 8 yazacak…
Ben bilmem kaç kişi, çünkü ben bu tip düşünen insanlardan değilim, benim şu ana kadar gördüğüm şey, hiç bir şey tarihteki bir değişiklikle gelmiyor, belki insanların bir gün için bile olsa kendilerini mutlu olmak için zorlamaya, ve umutlarını sürdürmeleri için böyle bir şeye inanmaya ihtiyaçları var ama gerçekçi olunursa her şeyin kendiliğinden değişeceğini düşünmek, ancak sonradan hayal kırıklığı oluşturur.. Ben bu yazıya kendi günümü yazayım diye başladım ama olmadı onu daha sonra yazayım; Onun yerine popüler görüşe karşı olan nefretimi kustum (neyse ki halkın büyük çoğunluğu gibi dün yiyip içtiklerimi değil )
=)

İlk

29.12.2008
Bu sabah saçma sapan bir rüya ile uyandım, rüyamda 1. Sınıftayken gerçekten çok hoşlandığım, hakkında hayaller kurup, kendisi için hikaye yazdığım ve sonra bu hikayeyi kimseye gösteremeden yok ettiğim kızı gördüm.
Rüyamda ben bir bakkala giriyordum, ve hemen arkamdan tesadüfen o geliyordu. Normal iki arkadaş olarak iki laf edip bakkaldan alacağımızı alıyorduk ve ben gidiyordum. Ertesi gün ben yine bakkala gidiyordum ve bu sefer o benden önce gitmiş orada bekliyordu. Bana daha önce baktığından daha farkı, daha heyecanlı bakıyordu, ama nedense ben bu durumu garipsemiş ve anlamsız bulmuştum, 2 yıl önce onun için neler yaptığımı, yapabileceğimi düşünüp, o an hiç bir şey hissetmeden duruyor olmak tuhafıma gitmişti,..
Öylede tuhaf bir şekilde uyandım, kalkıp kendime gelmeye çalışırken, çok lazımmış gibi boynumun tutulmasına sebep oldum. Neyse kendime gelip düşününce, sahiden rüyamdaki gibi bir bakışa sahip olduğumu anladım; Tabi ki zaman ve araya giren olaylar, insanlar falan insanın düşüncelerini ve fikirlerini şekillendirip olgunlaştırıyor ama o zaman bu rüyayı niye gördüm?
Bu konuda iki teorim var, birincisi;
İçinde bulunduğum malum durumda beynim bana iyi veya kötü her şeyin düzeleceğini, hayatın getireceği yeniliklerin devam edip beni yeni düşüncelere, hislere sürükleyebileceğini hatırlatmak.
İkincisi de;
İçten içe şu anki psikolojimi kabullenmeyip egomun da işin içine karışmasıyla kendimi bir şekilde düzeltmeye yada bir şekilde kendimi aldatma çalışmak olabilir.
Bu iki seçeneği düşününce ikisinin de ortak yönünün, Bilinçli veya bilinçsiz olarak daha iyi hissetmek veya daha mutlu olmak yönünde bir çaba görüyorum (iyi hissetmekle mutlu olmak arasındaki farkı daha önce güzel bir biçimde vurguladığı için Harun’a Teşekkürler)
Sonuç olarak beklentileri bir kenara bırakıp, hayata devam etmek mecbur görünüyor; Ben ki insanların “kalbini dinlemek” dediği şeyi genelde “mideni duymak” veya “ince parmak bağırsağını mırıldanmak” gibi bir şey olarak gördüğümü savunurken, beynimin kendisinin varlığını ve mantıklı olan şeyi bana hatırlatma çabası, benimde olduğumu sandığım kadar rahat ve bağımsız olamadığımı gösteriyor sanırım.
Neyse, bütün gün sadece bir rüya görüp onun üzerine düşünmekten ibaret değildi tabi, Annemin zoruyla kuzenime hediye almaya çıktım, çıkmışken de madem her taraf karlı, her taraf çamur, berbat durumda, o zaman Kızılay’a kadar yürüyeyim dedim. Daha dikmen caddesinin ortasına gelmiştim ki, kırmızı saçlı, yeşil gözlü, sarı atkı ve eldivenleri olan bir kız bana el sallıyordu; İlk başta tanımadım ama yaklaşınca, aslında lise 1. Sınıftan beri tanıdığım, lise sonda her cumartesi dolmuş durağında karşılaştığım, bu tekrarlanan dolmuş yolculukları sırasında kendisinden hoşlanıp arkadaştan daha fazlası olmak istediğim ama olamadığım, ama iyi ki de olamadığım, çünkü sonradan çok iyi arkadaşım olup, yüz yüze görüşemesek de msn’den çoğu zaman konuşup, sohbet edip, karşılıklı bir çok problemimizi paylaştığım arkadaşım Ceren olduğunu gördüm. İyi oldu karşılaşmamız bayadır görmemiştim, en azından son gördüğümde esmerdi.
Cerenle karşılaşmam, bana bir şeyin daha tekrardan hatırlattı. İnsanların her istediğinin olmaması, bazen daha iyi olabiliyor. Çünkü insan istediği şeyin sonuçlarını her zaman göremiyor. Eğer her şey benim istediğim gibi olsaydı büyük ihtimalle Ceren ile lise sonda kısa süren bir süreçten sonra kopacaktık ve şu an ne arkadaş olacaktık, ne de konuşacaktık.
Ama insan geleceğini göremiyor, istediği şeyin sonuçlarını bilemiyor ve geçmişindeki olaylara bakınca, ileride olacak şeylerin aynı şekilde biçimleneceğini garanti edemiyor. Sonuçta ister istemez aklıma “Yesterday is history. Tomorrow is a mystery. Today is a gift. That's why its called the present.” Repliği geliyor. Bu durumda şu an istediğim şeyler için çabalamam ve uğraşmam da gayet mantıklı ve kabul edilebilir oluyor sanırım. Sonuçta geleceği göremem ve geçmişteki deneyimlerde her zaman benzer sonuçları garantilemiyor, Uff aynı şeyi söyleyip duruyorum!!! İşin özü geçmişi-geleceği takmadan istediğim şeyler için yaşamaya, çabalamaya devam.
Sanırım bazı olayları bu kadar büyütmemin sebebi baştan bu kadar büyüme potansiyeline sahip olduklarını görmezden gelmemdi. Ama daha öncede düşündüm, benim hayatım drama veya romantik komedi olmadı, macera ve bilimkurgu her zaman daha çekici geldi bana günlük rutin içinde, Ama her film de zaten benzer şeyler oluyor, iyi-kötü savaşı, o savaşın içinde de birbirinden nefret eden veya birbirini seven insanlar. Normal hayatın bundan farkıda iyi-kötü savaşı yerine, insan-hayat savaşı var, onun dışında o savaşın içindekiler aynı oluyor. Neyse konuyu iyice dağıtıp saçmaladım, hep böyle oluyor zaten böyle bir şey anlatmaya başladığımda saçma sapan bir yerde bitiyor
Bu blog tutma, aklındakileri yazma işine biraz kötü başladım sanırım, çok fazla şeyi birden söylemeye çalışıp, hepsini birbirine karıştırdım gibi =)
Birde son olarak aklıma geldi, bu aralar aynı şeyleri dinleyip duruyorum, son 2-3 haftada dinlediklerimi şöyle bir inceledimde;
Cake’in bi şarkısında “let me go and i will want you more” diyordu, o şarkıyı bugün dinledim ama sanki bana daha önce o sözler söylenmiş gibi tanıdık geldi.
Üç hafta önce “Perhaps perhaps perhaps” de ki gibi mevcut duruma itiraz ettim, isyan ettim;
Sonra yaptığı şeyi cesurca bulup “i did it my way” dedim frank amca gibi;
Sonra yine cake den “i will survive” ı dinleyip gaza geldim.
Yada tüm enerjimi kaybedip, bitik durumda olduğumda, dünyaya gönderilmiş bir melek yada öyle bir şeyin yardımına ihtiyacım var gibi hissettim (earth angel)
Şu aralar bilmiyorum ne yapacağımı sanırım “İ still got the blues” ya da daha kötüsü, Scorpions’un dediği gibi “i’m still….”
Ama, şu an dinlediğim; “Let it be”….
=)